A+ A-

'5 yaşında başlıyorlar'

Tarım Orman İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, gezici ve geçici işçilerin yaşadığı insanlık dışı koşulları Cumhuriyet’e anlattı.
Yayınlanma tarihi: 04 Ekim 2018 Perşembe, 00:08

Okullarından ve insanlıktan uzakta yaşamak zorunda kalan çocukların sorunlarını yıllardır iktidar ve muhalefetin gündemine sokmaya çalışan Tarım Orman İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, “ Çocuk işçiler sabahın 5'inde tarlaya gidiyor ve dönene kadar çalışıyor. 5-6 yaşında başlıyorlar işçiliğe. İlkokul, lise hatta üniversite çağında da çocuklar tarlada çalışmak zorunda kalıyor” dedi.

Tarım Orman İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, gezici ve geçici işçilerin yaşadığı insanlık dışı koşulları Cumhuriyet’e anlattı. Eskişehir Sivrihisar ilçesi ile Ankara-Polatlı ilçesi arasında toplam 180 bin gezici ve geçici işçi çalıştığını belirten Durmuş, bu işçilerin yüzde 70’inin ise okul çağında olduğunu açıkladı. Türkiye’de tamamı Doğu Anadolu ve Güneydoğu bölgelerinden 3.5 milyon insan tarım ve ormancılık alanında gezici ve geçici işçi olarak çalıştığını belirten Durmuş, devletin acilen bu insanlara el uzatması gerektiğini söyledi.

Yüzde 70’i çocuk

Durmu ş, geçici işçilerin çalışma koşullarına ilişkin “İşçilerin bulundukları memleketlerinde üretim yapabilecekleri toprakları bulunmuyor. İnsan tacirleri tarafından kazançlarının yarısına el konuluyor. Bu insanların yüzde 60-70’i çocuk yaşta ve çoğunluğunu öğrenci” dedi. Okul çağındaki çocukların okullarından 2 ay erken ayrılıp 2 ay geç başlamalarından dolayı toplamda dört ay eğitimden uzak kaldıklarını belirten Durmuş, “Çalıştıkları alanlarda temiz içme suyu yok. İlkel çadırlarda yaşıyorlar. Çok sayıda insan son derece sağlıksız koşullarda bir arada kalıyor” ifadelerini kullandı.

'5 yaşında başlıyorlar'

Bu y ıl soğan hasadının sönük geçmesine karşın binlerce işçinin hala çalıştığını vurgulayan Durmuş, “ Çocuk işçiler sabahın 5'inde tarlaya gidiyor ve dönene kadar çalışıyor. 5-6 yaşında başlıyorlar işçiliğe. İlkokul, lise hatta üniversite döneminde bile çocuklar tarlada çalışmak zorunda kalıyor. Bu çocuk işçiler eğitimden uzak kalıyor” dedi. Günlük çalışma sürelerinin 14-15 saati bulduğunu aktaran Durmuş, “Devletin sağlık ve sosyal güvenlik hizmetinden yoksunlar. Beş yaşında çocukların sabahtan tarlaya gittikleri aileleriyle birlikte 13-14 saat tarlada kaldıklarını tespit ettik” diye konuştu.

Yarısı 'dayıbaşı'na

İşçilerin kazançlarının yarısını insan taciri konumundaki ve bir çok iş kolunda olan 'dayıbaşı'lara vermek zorunda kaldıklarını belirten Durmuş, “Özellikle soğan işinde çalışan bu işçilerin çuval başı ücret anlaşması yapıyor. Bir çuval soğanı 5 TL’ye hasat eden yetişkin bir insanın, ancak on çuval topladığı toplamda kazandığı 50 TL’nin yarısının dayıbaşı tarafından elinden alınıyor” ifadelerini kullandı.

'Çocuklarım maraba olmasın'

İşçilerin çoğunun Doğu ve Güneydoğu kökenli olduğunu söyleyen Durmuş, “Bu insanlar Kürt kimliğinden ötürü ötekileştirmeye tabi tutuluyor. 3 sene önce eski Polatlı kaymakamının 'Kürtleri şehre sokmayın' diye bir talimatı vardı. Bu insanların suları bile başka yerden kullanmasını istediler. Su almaları için gösterilen yerde toplum sağlığı uzamınının 'bu su içilmez' uyarısı vardı” dedi. Dayıbaşıların daha ucuz işgücü için Suriyeliler'e de yöneldiğini belirten Durmuş, “Çalışma barışını bozan bir diğer unsur yine dayıbaşının getirip çalıştırdığı yerli işçilerden daha ucuz Suriyeli işçileri bulunca diğer işçileri ortada bırakması. Orada yaşanan kavgada 3 kişi ölmüştü. Suriyeliler'in çalışma yaşamına girmesi şartları daha da zorlaştırıyor” dedi. Durmuş'un çalışması sırasında “Oradaki bir işçi bana, 'Benim dedem marabaydı, babam marabaydı, ben de marabayım ama çocuklarımın maraba olmasını istemiyorum' dedi” ifadeleri ile anlattığı anı sömürünün sürekliliğini de gözler önüne serdi.

'Çiftçi 180 bin hektarını sattı'

Durmuş ekonomideki gelişmeler nedeniyle çiftçilerin artık topraklarını işleyemediklerini belirterek, “Bu yıl 180 bin hektar toprak çiftçinin elinden gitti. Kargil ve Alara gibi şirketler çok büyük toprak kapattı. Küçük ölçekli çiftçi topraklarını işleyemiyor. Ya kiralıyor, ya satıyor. Bunlar devlet tarafından kayıt altına alınmış olsaydı, sosyal güvenlik çatısı alınmış olsaydı, dayıbaşılık yerine İŞKUR kullanılsaydı, bu insanlar da kayıtlı olacak, sigortalarını ödeyecek, daha iyi koşullarda çalışma imkanları olacaktı.

'Dağa çıkmayacağız'

Sahadaki çalışmaları sırasında ailesi ile çalışmak zorunda kalan bir öğrenci ile anısını da anlatan Durmuş, “Yanıma bir kız çocuğu geldi. Çok akılcı sorular soruyordu. 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisi olduğunu söyledi. 'Ben 3 yıldır KYK'ye başvuruyorum bana yurt çıkmadı. Bu devlet bize bir tek çıkış yolu bırakıyor. Ama ben ve kardeşlerim dağa çıkmayacağız' dedi. Devletin eli bu insanlara uzandığında terörün bu insanları kullanamayacağını düşünüyorum. Aşı olan, işi olan insan terörist olmaz. Bu insanlar eve ekmek götürebilse terörist olmazlar. İnsani yaşam koşullarının oluşturulması lazım. Devlet bu insanlara elini uzatmak zorunda” diye konuştu.

Toprağı traktörü yok, mazotu ne yapsın

Tarım Orman İş Sendikası olarak sahada 5 yıldır çalışma yaptıklarını belirten Durmuş, ve hazırladıkları raporları TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerin tümüne ilettiklerini ancak arzu ettikleri yanıtı alamadıklarını söyledi. Durmuş, “Devletin elinde bu insanların tarım yapabileceği araziler mevcut ancak adaletli bir toprak reformu halen yapılabilmiş değil. Geçmişte toprak reformu denendi. Yasa doğruydu yanlış uygulandı. Ecevit (Bülent Ecevit) halkçıydı. Kemal Kılıçdaroğlu da aynı yoldan gitmek istiyor. Mazotu indirimli yapacağını söylüyor ama işçiler diyor ki 'Bizim traktörümüz yok'. Traktör de ağanın. Toprak reformu ağalara yapıldı, yoksul halka toprak dağıtmadı” dedi.

 

 

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Bülent Ecevit, Kemal Kılıçdaroğlu