A+ A-

Alamut'un Gizemi

Yaklaşık 20 yıl önceydi askerliğimi yaptığım Ankara’da kütüphanede bir kitap ilişti gözüme Semerkand…. Yazarı Amin Maalouf’tu. Kitap beni öyle içine almıştı ki bir günde bitirmiştim. En çok da Hasan Sabbah’ın müthiş dehasıyla dünyanın en kanlı coğrafyasında bir avuç adamıyla ayakta kalma hikayesi etkilemişti beni. Maalouf’un tasvirleriyle dolaşmıştım Alamut Kalesi’nde.
Yayınlanma tarihi: 18 Kasım 2017 Cumartesi, 20:59

İran’da tanıştığım Türk kökenli Setareh sabahın 7 ‘sinde gelip beni taksi ile aldı birlikte Azadi Terminali’ne gittik oradan kalkan dolmuş taksilerden birine atlayıp Qazvin’e doğru yola çıktık. Yaklaşık 120 km olan mesafe trafik durumuna göre 1.5-2 saat sürüyor. Ücreti 17 lira. Qazvin girişindeki garip meydanında taksiden inip Alamut’a kalkan dolmuş taksilere biniyorsunuz. Burada da turistseniz sizi öpmeye çalışıyorlar. Yanımda bir İranlı olduğu için 25 liraya anlaştık. 5 lira daha verirsek göle de götüreceğini söyledi kabul ettik.

Bizim doğu illerindeki çıplak ve heybetli dağlara benzeyen bir coğrafyaydı. Önce Omar Gölüne uğradık. Gölet demek daha doğru olur. Yukardan görünüşünü küçümsesem de yanına gittiğimizde dağların ve gökyüzünün suya yansıması çok güzel bir seyir keyfi sunuyordu. İyi ki gelmişiz dedirtti.

[Haber görseli]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sonrasında muhteşem dağ manzaraları arasında 4-5 köy geçerek Alamut’a ulaştık. Qazvin’den Alamut’a varmamız 2 saat sürmüştü. Alamut’un tepesine kurulduğu kaya kütlesi onlarca km öteden rahatlıkla seçilebiliyordu. Sanki ben başka gezegenden geldim der gibi bir havası vardı sarp dağların arasında kalmış bu kaya kütlesinin. Belki de Hasan Sabah kendisi gibi aykırı olduğu için seçmişti bu kaleyi.

[Haber görseli]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Efendim hikayeyi kısaca geçeyim çünkü benden çok daha iyi anlatan onlarca yazar var. Zamanında bölge Deylem olarak anılıyordu. Deylem kralı kaleyi yapmak için önce bir kartalı serbest bırakmış ve yuva yapmasını beklemiş. Kartalın seçtiği yer bu sarp yamaçlı tepe olmuş. Onlarda kalelerini buraya inşaa etmişler. Ve kaleye “kartalın öğretisi” anlamında “Aluh Amut” adını vermişler. Sonrasında Hasan Sabbah 4 Eylül 1090’da kaleyi para karşılığı Alevi Mehdi adında bir derebeyinden satın almış ve burada 35 yıl hüküm sürmüş. Rivayete göre bu 35 yıl içinde odasından sadece birkaç kez çıkmış. İsmaili tarikatını temel alan Hasan Sabbah’ın şehir devleti dönemin büyük hükümdarlarının korkulu rüyası olmuş. Onları korkutan Hasan Sabbah’ın güçlü orduları değil Haşhaşin adını verdiği suikast timi imiş.

Rivayet odur ki çocukluğundan beri gezen Sabbah Mısır’da esrarın etkileri ile tanışır. Ve kendi devletini kurduğunda bunu kullanmaya karar verir. Adamları arasından seçtiği baba yiğitleri kalesine alır ve özel suikast eğitimi verir. Tarihin bilinen ilk intihar suikastçi örgütünü kurar. Adamlarını intihara ikna etmek için bulduğu yöntemse dahicedir. Suikastçi olmaları için seçilen adamlara kalede esrar içirilir uyuşturucu etkisiyle sızan adam gözlerini muhteşem bir bahçede açar. Güzel kızlar kendisine şarap sunmakta envai çeşit hayvan ortalarda gezinmekte heryerden sular akmaktadır. Bir süre bu güzellikleri yaşayan arkadaş esrar verilip uyutulduktan sonra tekrar kalede uyandırılır ve kendisine Hasan Sabah’ın kerametiyle cennete gidip geldiği söylenir.

Böylelikle Sabbah’ın emriyle öldürdüğünde aynı cennete gideceğini sanar.

Bir başka ikna yöntemi de Sabbah’ın tahtının yanıbaşında sadece kafası dışarda kalacak şekilde yere bir adam gömülür üzerine kanlar sürülür böylelikle kesik baş gibi görünür.  Ve Müridler Sabbah’ın karşısına geldiğinde bu kesik baş konuşmaya başlar kendisinin cennette olduğunu çok mutlu olduğunu Hasan Sabbah’ın istediğinde kendini geri getirdiğini anlatır.

Tabi etkilenen müridler intihar suikastçisi olur. Bu arada Hasan Sabbah’ın bu hilesinde küçük bir açık vardır. Yerdeki adam yalanı bilmektedir. Bu açık kesik baş taklidi yapan abimizin başının gerçekten kesilmesi ile kapatılır.

Nizam ül mülkü öldürten zamanın tüm hükümdarlarına korku salan Hasan Sabbah ömrünün sonuna kadar hüküm sürer. Kale ancak o öldükten sonra ortalığı kasıp kavuran Moğollar tarafından ele geçirilir.

Kısa bir tarih özetinden sonra konumuza gelebiliriz.

[Haber görseli]

Taksi bizi Alamut Kalesinin bulunduğu tepenin yamacına kadar getirdi. Burdan yorucu bir tırmanış yapmanız gerekiyor. Yaklaşık yarım saatlik bir tırmanış bu. Neredeyse Nemrut Dağı’na çıkmak gibi. Kaleye aşağı kale kapısından giriş yapılıyor. Burada hayvanlar barındırılıyor ve askerler kalıyor. Yer yer kayalara oyulmuş dehlizlerle karşılaşıyoruz. Dehlizlerin sonu muhteşem bir manzaraya çıkıyor.

[Haber görseli]

Yukarı giriş kapısının yarısı ayakta. Zamanında bu kapının üzerindeki burçlarda her zaman 6 okçu hazır ve nazır şekilde nöbet tutarmış. Hasan Sabbah en güvendiği adamlarıyla yukarı kalede yaşarmış. Kalenin en tepesine bir çeşme konmuş. Yorulan gezginler burada susuzluklarını gideriyor. Kaleden geriye pek birşey kalmamış zaten daha önce bilgi sahibi olduğum için fazla bir beklentim yoktu.

[Haber görseli]

[Haber görseli]

Hasan Sabbah ile aynı havayı solumak için oradaydım. Bu arada şunu belirtmeliyim özellikle Kilikya yani Doğu Akdeniz’in Alamut’la çağdaş kaleleri gerçekten çok daha ihtişamlı ve görülmeye değer. Mersin’deki Çandır, Dağlı ve Namrun Kaleleri Adana’daki Anavarza, Gülek ve Annaşa bunların en güzel örnekleri. Öyle ilginç tarihler barındırıyor ki bizim kalelerimiz.

Romanya Dracula efsanesinin yaratıcısı Bram Stoker’e, İran da Vladamir Bartol, Amin Maolouf gibi yazarlara çok şey borçlu. Bu yazarlar söz konusu ülkelerin turizmlerine hayat vermişler resmen. Yeni yazacağım kitap bizim coğrafyamızda geçen gerçek tarihe dayalı inanılmaz ilginç bir ortaçağ romanı olacak. Kim bilir belki bizim coğrafyamızın önemi de bu kitaptan sonra anlaşılır….

Gezimin sonunda Hasan Sabbah’ı koruyan Elbruz dağları Kızıl bir gün batımı ile uğurladı beni…

Muhteşem Alamutla ilgili şöyle de bir videomuz var….

 

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer