Kapat
A+ A-

MESHED-Dünyanın En Büyük Camisi

Meşhed’i dünyanın en büyük türbesi ve camisini gömek için seyahat planıma almıştım. Ama orada gösterişli bir yapıdan çok tanıştığım yüce gönüllü insanlar belleğimde kaldı.
Yayınlanma tarihi: 23 Kasım 2017 Perşembe, 10:59

Tahran’dan Meşhed’e giden 7.40 trenine atlayıp 6 kişilik kompartımanıma geçtim. Koltuklar rahatsızdı. Restorana geçeyim dedim. Yoktu. Yalnızca küçük bir mutfak ve yanında birkaç kompartıman boş bırakılmış yemek alanlar oturup orda yiyor. Neyse önce kahvaltı aldım. Tren görevlileriyle muhabbet kurdum. Böylelikle 11 saat boyunca boş kompartımanda rahat rahat seyahat ettim. Trene 600 000 Riyal (66 lira ) ödedim.

Meşhed’de couchsurfing sitesinden tanıştığım Hamed’in evine gittim. Hamed de fırsatını bulup ülkeyi terk etmek isteyen aydınlardan biriydi. 6 yaşındaki kızı İran’da büyüsün istemiyordu haklı olarak. O, eşi Mona ve sevimli kızları Venüs beni çok güzel ağırladılar. Birlikte öyle çok şey paylaştık ki onları hiç unutmayacağım. En çok da birlikte saatlerce oyunlar oynadığım küçük

Meshed’de onlarca kişi evlerinde kalmam için davet etti. Güzel yürekli insanlar her yerde var. Hamed ve ailesi Hz. Hüseyin’i anma günü nedeniyle beni yakınlardaki köylerine götürüp oradaki bir camide yılda bir kaç kere yapılan ve çok lezzetli olan şule isimli yemeği ikram ettiler. Birlikte 150 km uzaklıktaki Nişabur’a gittik. Hatta son gün başka arkadaşlarda kalacağım deyince bozuldular. O arkadaşlar Mehri ve Navid’ti. Türkiye’deyken mesajlaşmalarımızda ısrarla davet etmişler kıramamıştım. Karı koca fotoğrafçılardı ve bir ressam arkadaşlarının atölyesine davet etmişlerdi beni. İranlı sanat insanlarıyla tanışmanın keyifli olacağını düşünüp kabul ettim çok da iyi ettim. Birlikte Tus kentine gittik. Harika bir gün ve gece geçirdik. Müzisyen arkadaşlarıyla müzik yaptık. Kültür ve sanat üzerine tartıştık. Dans ettik. İnsanların iyiliğinin yüceliğini buradan tasvir etmek zor olduğundan konumuza geçiyorum. İmam Rıza 1200 yıl önce mezarının bulunduğu yerde suikast sonucu öldürülüyor. Bu nedenle bölgeye şehitler mertebesi anlamına gelen Meşhed adı veriliyor. İran’da şiilerin kabesi gibi görülen Meşhed’de Arbain gününe denk gelmiştim. Hazreti Hüseyin’in ölümünün 40. Günü anmasıydı bu. Binlerce kişi türbeye akın akın yürüyor, hazırladıkları koreografilerle anma gününü bir festivale dönüştürüyorlardı. Ellerindeki zincirleri kendilerine vurup Hz. Hüseyin’in çektiği acıyı hissetmek istiyorlardı. Binlerce kişinin nasıl bir türbeye sığacağını düşünürken karşıma bir anıt mezardan çok muhteşem çinilerle bezenmiş bir şehir çıktı neredeyse. O kadar büyüktü ki binlerce kişi aynı anda ibadet edebiliyordu. Mezarın bulunduğu ana binanın çevresi yıllar içinde büyütülmüş, çok sayıda avlu ve salonu içeren dev bir ibadet mekanına çevrilmişti. İçeri fotograf makinesi ve çanta sokmak yasaktı. Sadece cep telefonlarınızla çekim yapabiliyordunuz . Anma gününe denk geldiğim için kalabalıkta içeri girmek istemedim. Arkadaşım akşam manzarasının daha güzel olduğunu söylediği için türbe ziyaretimi sonraki güne bıraktım. Ertesi akşam gittiğimde gerçekten manzaranın muhteşem olduğunu gördüm. Altın gibi görünen herşey gerçek altındı. Her yeri aydınlatan güçlü ışıklar türbenin altın kubbesinde parlıyor. Kubbenin ihtişamına ortak oluyordu.

Bu kez içeri de girmiştim. Türbenin içi milyonlarca aynayla bezenmişti. Buranın dini bir anıt mezar olmadığını düşünebilsem sanki bir masal diyarında hissederdim kendimi. (Laf aramızda bir süre öyle de hissettim.)

 

Her santiminde dua edilen türbenin değişik odalarından geçerek mezarın bulunduğu bölüme geldim. Yüzlerce kişi altın ve gümüş işlemeli bir odacıkta bulunan tabutu görebilmek için adeta birbirini eziyordu. Burada fotoğraf tamamen yasaktı cep telefonumu her kaldırışımda ellerinde ucunda püsküllü değnekler bulunan görevliler elime vuruyordu (püskülle nazikçe vuruyorlar acımıyor. :)o yüzden şansımı da fazla zorlamadan birkaç saniye görüntü bir kaç kare de fotoğraf çekebildim.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer