Kapat
A+ A-

Berat Günçıkan'dan Murtaza Çelikel kitabı

Türkiye iş, ekonomi ve siyaset dünyasının tanınmış isimlerinden Murtaza Çelikel, “Benim Küçük İmparatorluğum”da yaşadıklarını, tanıklıklarını ve çalışma yaşamını anlatıyor, bir anlamda dünyasını açıyor.
Yayınlanma tarihi: 09 Temmuz 2018 Pazartesi, 17:20

[Haber görseli]Yakın tarihimizin hatıra defteri
 
Başlıkta "yakın tarih" dendi. Peki, ne kadar yakın? On beş yıl? Yirmi, otuz? Doğumundan başlarsak seksen yedi, hatırladıklarından başlarsak seksen üç yıllık bir "yakın tarih"ten söz ediyoruz.

Sözünü ettiğimiz hatıra defteri: Murtaza Çelikel.

Törelere uyarak söylersek: Baba tarafından Torosların yamaçlarındaki Küçükkoraş Köyü’nden Mümin Hoca'nın, anne tarafından Torosların Barçın Yaylası’ndan Kedi Veli'nin torunu, Mehmet Ali'den olma, Zahide'den doğma Murtaza Çelikel...

Dört yaşında ilk hatırladıklarından başlayıp bugünlere kadar uzanan bir yaşam öyküsü kocaman bir kitaba dönüştü. Kitabın iddialı görünen iddiasız bir adı var: Benim Küçük İmparatorluğum.

Pek alışılmış bir kitap değil. "Nehir söyleşi" denen ve son dönemde sayıları artan söyleşi kitaplarından biri de değil. Tam bir biyografi kitabı da denemez. Cumhuriyet'te uzun yıllar kapı yoldaşımız olan Berat Günçıkan, Murtaza Çelikel'in çok uzun yıllardır tuttuğu güncesinden seçmeler üstüne bir yaşamöyküsü kurgulamış. Hani "Yağ gibi akıp gidiyor" denir ya, kitap da okurken yağ gibi akıp gidiyor.

Bunda Berat Günçıkan'ın meslek hüneri kadar Murtaza Çelikel'in sahiden ilginç ve aşırı ölçülerde çok yönlü yaşam öyküsünün payı var.

Abarttığım düşünülebilir. Öyleyse buyrun. Seksen yedi yıllık yaşamında Murtaza Çelikel'in bulaştığı, başarıyla at koşturduğu mesleki, siyasal ve sosyal etkinlikleri art arda ve rastgele sıralıyorum...
 
ÇELİKEL VE SOSYAL ETKİNLİKLER

Sadece bu yazıya sığdırılabilecek kadarını sayabileceğim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi ve sonra mezunu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü öğrencisi ve hemen hemen mezunu (sadece steno ve daktilo derslerini veremediği için hemen hemen), Gazetecilik Enstitüsü Öğrenci Derneği Başkanlığı, Konya Ereğlisi Yüksek Öğrenim Gençliği Derneği Başkanlığı, Konya Yüksek Tahsil Cemiyeti Başkan Yardımcılığı, Tıp Fakültesi Yardımlaşma Derneği Genel Sekreterliği (Tıp ile bu ilişki nereden çıktı diye sormayın. Kitapta da cevabı yok. Anlaşılan Çelikel’in örgütçülüğünden ve çalışkanlığından yarar uman dönemin ağır topları böyle münasip görmüşler, onun da reddetmeye yüzü tutmamış), İETT Neşriyat Dairesi Müdürlüğü (Bu da bir öncekinden farksız. Nitelikli ve güvenilir elemana ihtiyacı olan herkes anlaşılan Çelikel’in kapısını çalıyor ve o da reddetmeyi beceremiyor).

Bütün bunlar öğrenciliğinden başlayıp ilerledikçe ticaretten, inşaatçılığa oradan da hızla sanayiciliğe sıçramaya hazırlanan, ilk adımları da atan Murtaza Çelikel’in ilk ağızda sayılabilecek sosyal etkinlikleri.

Sanayi gibi sürekli işin başında olunması gereken bir dalda Çelikel’in daha sonra bu etkinliklere zorunlu olarak ara verdiğini düşünenler varsa yanılıyor. Sanırım bugüne kadar da benzeri faaliyetlerde ya sorumlu görevler üstlenmiş, üstlenmekte ya da çorbada vazgeçilmez tuzu olmuş ve olmakta.
 
GAZETECİ MURTAZA ÇELİKEL

Murtaza Çelikel’i yakından tanıyanların bile bilmediği bir de gazeteciliği var. Zaten daha Hukuk Fakültesi’nin yanısıra okuduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü öğrencisi iken dönemin medya devleri ile çoğu rastlantıya dayanan tanışıklıklar, hatta dostluklar kurmuş. Bir örnek: Babası Mehmet Ali Çelikel Mersin’de el tezgâhlarında dokutup ortadoğuya kumaş ihracatı yapıyor. Bu dokumalar için ihtiyacı olan iplikleri “öğrenci” Murtaza Çelikel İstanbul’dan tedarik edip yolluyor. İplikler Eminönü’nde iplik toptancılığı yapan Safa Bey adlı bir tüccardan alınıyor.

O günlerde öğrencilik ile ticaret hayatını eş zamanlı yürüten Murtaza Çelikel, Gazetecilik Enstitüsü öğrencisi olarak bir gazetede staj yapmak, pratiğini geliştirmek istiyor. Ancak o dönemde staj yapacak gazete bulmak da zor, o gazeteye stajyer olarak kabul edilmek de... Enstitüdeki öğretmenlerinden Haldun Taner’in çabaları ile dönemin en büyük ve etkili gazetelerinden Yeni Sabah'ta iki haftalık bir staj imkânı ayarlanıyor. Ayarlanıyor, Çelikel Yeni Sabah’a gidiyor ama gazetede pek yüzüne bakan yok. İstihbarat şefine gönderiliyor. Ama orada da durum aynı.

Sonrasını Çelikel anlatıyor:
“…Gazeteye akşam altıdan sonra gittiğim için bana hiçbir iş vermiyorlardı. Birkaç gün sonra yine aynı saatte gittiğimde gazetenin önünde bir telaş vardı. Belli ki birini bekliyorlardı. O sırada bir araba durdu, içinden bizim iplikçi Safa Bey çıktı. Beni görünce ‘Murtaza, senin burada ne işin var?’ diye sordu. ‘Ben burada staj yapıyorum efendim’ dedim. ‘Haydi gel benimle’ dedi. Birlikte gazeteye girdik, patron katına çıktık. Meğer Safa Bey Yeni Sabah’ın sahibi Safa Kılıçlıoğlu imiş. (...) Ertesi gün gazeteye gittiğimde sanki gazetenin sahibi benmişim gibi karşılandım. O güne kadar ses tonunu bile duymadığım asık suratlı istihbarat şefi ilk kez o gece benimle konuşmaya başladı…”

Murtaza Çelikel’in Yeni Sabah’ta patrondan torpilli muhabirliği, dönemin yine önemli ve etkili gazetelerinden Vatan gazetesinde torpilsiz, bileğinin gücüyle muhabir ve gece sekreterine dönüştü.
Çelikel’in medya ile ilişkisi salt Yeni Sabah ve Vatan ile sınırlı değil. Hiç değil. Medya dünyasının gelmiş geçmiş bütün ağır topları ile kişisel dostlukları var. Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi bunlardan biri. Gazetecilik Enstitüsü kuruluşunun akıl hocası, tetikleyecisi olan Simavi, Gazetecilik Enstitüsü Öğrenci Derneği Başkanı Çelikel ile de yakın ilişki içinde oldu ve bu ilişki zamanla sıkı bir dostluğa dönüştü.

Çelikel’in dünün ve bugünün ünlü, ünsüz gazetecileri ile dostluğu üstüne tek tek adları sıralamak pösteki saymaya benzeyecek. En doğrusu “Medya dünyasında kimlerle tanışmadı, dostluk kurmadı?” sorusu olur ki bu soru birkaç kısa cümle ile cevaplanabilir.

Ama Çelikel’in gazeteci dostları, tanıdıkları arasında Hüseyin Cahit Yalçın’a özel bir paragraf ayırmak gerekir. Hüseyin Cahit Yalçın, CHP’nin yayın organı Ulus’un başyazarıydı ve gerçek anlamda bir “baş”yazardı. O kadar ki dönemin iktidarını sarsan yazılarından dolayı seksen yaşındayken hapse atılmış, üç ay hapiste tutulmuştu. Çelikel onunla tanışmış, hastalığı sırasında hastanede ziyaret etmiş, konuşmalarından etkilenmişti. Hüseyin Cahit Yalçın 1957 seçimlerinde CHP’nin milletvcekili adayıydı. Ancak seçime on dokuz gün kala yaşamını yitirdi. Başsağlığı ve cenaze töreni sırasında üstüne düşebilecek görevler için Murtaza Çelikel, Hüseyin Cahit Yalçın’ın evine gitti. Orada kendisine Hüseyin Cahit Yalçın’ın vasiyeti anlatıldı. Başyazar şatafattan uzak, sade bir cenaze töreni istiyordu. Tek dileği bütün ömrü boyunca geçimini sağladığı kaleminin tabutunun önünde taşınmasıydı ve…
… ve o kalemi Murtaza Çelikel’in taşımasını istiyordu. Tanıtımını okuduğunuz bu kitabın kapağını da o kalem ve onu taşıyan genç Murtaza Çelikel fotoğrafı süslüyor…

Çelikel’in Cumhuriyet gazetesi ile ilişkisine, daha doğru bir deyişle bağına gelince…

Boşverin, gelmeyi. Uzun, çok uzun bir öykü bu ve bu sayfaya özeti bile sığmaz!
 
ÇELİKEL VE SİYASET

Baba ocağındayken CHP’ye yakınlık duyan genç Çelikel üniversite öğrenciliği ile birlikte siyasetle de yakından ilgi duydu. Daha ilk adımlarında CHP Beyoğlu Gençlik kolu Başkanlığı yaptı. Ardından CHP İstanbul Belediye Meclisi Üyeliği, Bülent Ecevit önderliğindeki Demokratik Sol Parti’de Kurucu Üyelik ve Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi.

Bunlar üstlendiği resmî görevler. Ancak 27 Mayıs 1960’daki askerî darbeye uzunan günlerde ve hele hele 27 Mayıs sonrasında yaşanan olağanüstü karmaşık ve gergin günleri Murtaza Çelikel ’den dinlemek, yani Benim Küçük İmparatorluğum kitabından okumak gerek. Bir özet kanımca mümkün değil, anlamlı da değil. Ancak yakın tarihin o çok ilginç, zorlu, yer yer karanlık, yer yer aydınlık günlerinin dolaysız tanığı Murtaza Çelikel’in anlattıkları o günleri anlamak için çok büyük değer taşıyor. Okur o zaman, niye bu yazının başlığının “Yakın tarihin hatıra defteri” olarak seçildiğini de kolayca kavrayacak ve bana hak verecektir.

Bu tanıklıklara bir örnek, sadece tek bir örnek vereceğim.

1951’lerdeyiz. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde CHP’den kopanların kurduğu Demokrat Parti ezici bir seçim zaferi ile iktidara gelmiştir. Ülkede Cumhuriyet’in kuruluşundan beri egemen ideoloji olan Kemalist çizgiye kesinlikle düşman olan şeriatçı, tarikatçı güçler Demokrat Parti’nin ve onun iktidarının tam destekçisidir ve artık kendi günlerinin geldiği inancılyla Atatürk’e ağır saldırılar yöneltmekte, Atatürk heykellerini kırmaktadır.

İlerici öğrencileri çatısı altında toplayan Türkiye Millî Talebe Federasyonu Başkanı bu saldırılara karşı bir bildiri yayınladı. Bildiri doğrudan iktidardaki Demokrat Parti yönetimini hedef alıyordu:
“…Türk inkılabı ‘Milletin değil, putlaştırılan insanların marifetidir’ diyenler sizler susarken ‘Puttur’ diyerek Atatürk heykellerini kırıyorlar. Onlar söylüyor siz susuyorsunuz. Daima susuyorsunuz. Tahammüllerimizi aşarcasına susuyorsunuz... Ve sizdeki sükut bizde isyan oluyor.Çeyrek asırdır inkılaplara sadakatte kusur etmeyen Türk münevverlerinin çeyrek asır sonra inkılaplar üzerindeki kanaatleri değişti mi diye düşünüyoruz (…) İçinizde ‘biz inkılaplara inanmıştık’ diyenleriniz var. İnkılaplara inanmıyor idiyseniz yirmi beş yıldır inanmadığınız bir davanın dalkavukluğunu nasıl yaptınız?

(…) Bütün samimiyetimizle memleket meselelerine sarılacağımız bir devrin arifesinde vicdan hırsızlarının yolumuzu kesmesini istemezdik.

(…) Bugün hepimizin aşamasını düşünmek dahi korkunç olan bir devrin hortlama kıvranışlarını endişeyle seyretmekteyiz…”

Nasıl bildiri? Bugün yayınlansa yazanı hemen bir uygun savcının önüne dikerler değil mi?

O günlerde de öyle oldu. Türkiye Millî Talebe Federasyonu Başkanı hakkında derhal soruşturma açıldı. Duruşmayı Yeni Sabah gazetesi muhabiri izledi ve gazetesinde haber yaptı. Ardından sanık ile muhabir arasınhda bugüne kadar süren derin ve güçlü bir dostluk başladı.

Muhabiri tahmin ettiniz ve yanılmadınız: Murtaza Çelikel’di.

Peki sanık?

Sıkı durun: Can Kıraç’tı. O yıllarda öğrenci, daha sonra ise Koç Grubu’nun yıllarca en üst düzey yöneticisi olan Can Kıraç…

Aktardığım olay Murtaza Çelikel’in yakın tarihe ilişkin tanıklıklarından biriydi ve sadece biriydi…
 
İŞADAMI MURTAZA ÇELİKEL

İstanbul Sanayi Odası Meclisi üyeliği, İstanbul Sanayi Yönetim Kurulu Üyeliği, İstanbul Sanayi Odası Başkanlığı resmî görevleri. Babasının Mersin’deki firmasına iplik tedariki ile başlayan ticaret ve sanayi alanındaki etkinlikleri tekstil, inşaat gibi dallara geçtikten sonra daha da atak adımlarla büyümeye başladı. Dovinililk şirketlerindendi. Ardından ambalaj sanayiine geçildi ve ünlü ve güçlü ortaklarla Potor kuruldu. Suni deri üretimine yatırım yaptı.

Bu kadar yaygın ve farklı sanayi dallarında at koşturan bir işadamının TÜSİAD kurucuları arasında yer alması beklenir. Ama öyle olmadı. Çelikel TÜSİAD’a daha kuruluşundan itibaren itiraz etti.

O anlatıyor:
“TÜSİAD projesine ‘Odaların ağırlığını yok edersiniz, odalara yazık olur’ dedim.”

Nitekim TÜSİAD’a kurucu üye olması önerisini de reddetti. TÜSİAD’ın ilk başkanı Feyyaz Berker’in “TÜSİAD’a niye karşı çıkıyorsun?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“… Seçme ve seçilme zahmetinden kaçıyorsunuz. Anlaşılan iş âleminin yasal temsilcileri olan ticaret ve sanayi odalarına, odalar birliğine, borsaya güvenmiyorsunuz…”

Kuruluşundan ve ilk yıllardaki etkinliklerinden sonra da TÜSİAD için şu değerlendirmeyi yaptı:
“…TÜSİAD belki bir korkunun ürünü ama bir mal kurtarma derneği (...) TÜSİAD başlangıçta ekonomik raporlarıyla, yurtiçi ve yurtdışı toplantılarıyla iyi işler de yaptı. Ancak genç işadamlarını, yaşlı işadamlarını, Müslüman işadamlarını, Cemaatçi işadamlarını doğurdu; odaların ağırlığını, temsil gücünü yok etti…”

Bu cümleler iş dünyasının içinden, hem de çok içinden bir işadamının alışılmadık fikirleri. Çelikel’i tanımayanlar böylesi fikirlerin kendisi için tehlikeli, riskli olabileceğini, çevresinde izole edilmesine yol açabileceğini düşünür. Ama onu tanıyanlar hiç de şaşırmıyor. Kitabı okuyup bitirenler de bu “aykırı” işadamının söylediklerine de, yaptıklarına da, ilişkilerine de şaşırmayacak.

Eminim.
 
Benim Küçük İmparatorluğum / Murtaza Çelikel / Kırmızı Kedi Yayınevi / 416 s.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Bülent Ecevit, Feyyaz Berker, Hüseyin Cahit Yalçın