A+ A-

Claudine Sagaert'in araştırması

Claudine Sagaert, kaleme aldığı “Kadın Çirkinliğinin Tarihi”nde çirkinliğin ontolojik olarak açıklanışından, ardından doğanın hatası gibi görülmesinden ve “kötü irade-ihmal” sonucu ortaya konan “çirkinlik” algısından söz ediyor.
Yayınlanma tarihi: 10 Mart 2017 Cuma, 15:09

[Haber görseli]Kadını çirkinleştiren erkek

Erkeklerin kadın bedeni üzerinden sürdürdüğü tartışma ve tutuştuğu kavga, zamanla çatallanıp iki yola ayrıldı: İlki, Âdem ve Havva’dan itibaren karşımıza çıkan ikinci cins konusu. Diğeri, kadının güzelliğinin erkeğe göre açıklanması; anneliğe ya da eş konumuna bağlanması.

Kadının “zayıf” karakteri, “eksik” kişiliği ve “duygusallığı” gibi gerekçelerle mesele başka bir faza taşındı. Sosyolog ve felsefeci Claudine Sagaert, Kadın Çirkinliğinin Tarihi’nde güzellik-çirkinlik konusuna, uzmanı olduğu disiplinlere edebiyatı, resmi ve tarihi de ekleyip geniş bir açıdan bakarak kadınların maruz kaldığı baskıya yoğunlaşıyor.
 
KOZMETİK VARLIK(!)

Bedene ilişkin çalışmalarıyla tanınan sosyolog David Le Breton, kitaba yazdığı önsözde, çirkinliğin kadında bedenle, erkekte zekâyla ilgili kalıpyargılar yaratılarak gündeme geldiğini; bedenin “kusurlarının” örtülmesinde kadına annelik ve evliliğin “panzehir” olarak sunulduğunu vurguluyor; “kadın daima sahnededir ve erkeklerin yargısına maruz kalır.”

“Zayıflığından” ötürü kenarda bekletilen kadından, erkeğin arzu nesnesi olamayan ve onda hiçbir eril istek uyandırmayan kadına dek uzanan kitapta Sagaert, fiziği istenen forma uygun olmayan kadının, “Çirkinim, o halde yokum” çıkarımıyla baş başa kaldığını ifade ediyor.

Kadimleşen kodlamalarla kadının doğurganlığı, eril söylemle biçim verilebilirliği, “yoksunluklarından” arındırılıp “güzelleştirilmesi” nedeniyle çirkinliğin, kâh günah kâh bir eksikliğin vücuda gelişi gibi yorumlanması da gayet “doğal” sayılıyor. Aziz Thomas’ın “Kadın kusurlu ya da başarısız doğmuş bir erkektir” sözünü hatırlatan Sagaert, kadının erkeğe göre tanımlanışına örnek veriyor.

“Kalon” (güzel) ile “kakon” (çirkin) arasındaki zıtlık, ontolojik ve fizyolojik açıklamalar barındırırken (korkaklık, çekingenlik, kötülük vb. nitelikleri sıralayarak) mizaca da gönderme yapıyordu. Belli bir noktadan sonra ontolojik çirkinlik, ahlaki çirkinliğe kaydırıldı ve “narin” kadın, aynı zamanda “suçlu” ve “vefasız” ilan edildi.

Güzelliğinden sorumlu olmayan; Tanrı veya erkek tarafından “güzelleştirilen” kadının “çirkinliğinin” ise tamamen kendisinin kabahati gibi algılandığını hatırlatan Sagaert, “fizikî güzelliğin, onun ruhunun aynası olmadığının” da bu algıyla iç içe geçtiğini not ediyor.
 
FEMİNİST “KIZ KURULARI”

Kadın, “çirkinliğini” örtmek için çeşitli kozmetik yöntemler geliştirir ama ne cadılıktan ne de ruhu düşmüş bir varlık olarak tanımlanmaktan kurtulur. Sagaert, kadının “estetik olmamakla suçlanan bedeninin kötü ruhunun dışavurumu” diye nitelendiğini anımsatıyor.
Dişil güzellik, bugüne kadar üç aşağı beş yukarı uysallıkla tanımlandı, zıddı ise başkaldırıyla. Bu nedenle okka altına ilk gidenler feminist ve entelektüel “kız kuruları” oldu. “Güzellik” savunucuları tarafından akıntıya karşı kürek çeken kadınlar kötü, yoz ve ayıplanacak bir varlık olarak gösterilmek istendi.

On yedinci yüzyıldan itibaren kadını fizikî olarak şekillendirme ve “güzelleştirme” harekâtının aşamalarını sıralayan Sagaert, makyajdan bedeni çeşitli aygıtlarla biçimlendirmeye, zayıflama tekniklerinin geliştirilmesinden yaşlılığı önlemeye ve giyim kuşama çekidüzen verilmesine dek pek çok yöntemden bahsediyor. Bu da kitabın üç taşıyıcısından sonuncusuna işaret ediyor: Çirkinliğin ontolojik olarak açıklanışı, ardından doğanın hatası gibi görülmesi ve sonra da kötü irade-ihmal (kadının kendini “güzelleştirecek araçlara ulaşamaması ya da ulaşmaması) sonucu ortaya çıkan “çirkinlik”...

Yazarın “güzellik emperyalizmi” dediği olgu, kadını estetik kalıplara dahil edecek malzemelerin pazarlanmasına denk gelirken “güzellik modasına” uymayanların açıktan veya ima yoluyla “çirkin” diye nitelenmesi kaçınılmazdı. Hep “genç” ve “güzel” kalma yöntemlerinin özellikle kadınların gözünün içine sokulması, bunun pazarının hızla oluşmasını sağladı. “Anomali” duvarını yıkması için dayatılan “normal”e kendini teslim etmeye zorlanan ve “çirkinlik suçunu” aşmak isteyen yirmi birinci yüzyıl kadını, yazara göre hâlâ ayırımcılığa uğruyor.

Sagaert’in kitabının özü, imaj ile ontolojik gerilime, kadının “güzelliği” ile “çirkinliğinin” eril bir söylemle desteklenişine ve buna göre bir algı yaratılışına dayanıyor. Aynı söylem, kadına, “sorunun çözümü için” paketler sunuyor. Dolayısıyla kadın, kendisi olarak değerli bir varlık şeklinde nitelendirilmeyip sürekli ona sunulan kalıplara göre hareket etmeye zorlanıyor. Kadın Çirkinliğinin Tarihi, mevcut durumun bir dökümünü yapıyor okura.            
 
Kadın Çirkinliğinin Tarihi / Claudine Sagaert / Çeviren: Serdar Kenç / Maya Kitap / 260 s.

Comment disclaimer