A+ A-

Pınar İlkiz'den Sevin Okyay kitabı

Pınar İlkiz, “Hakikaten-Sevin Okyay Anlatıyor”da, Okyay ile dolu dolu geçen yetmiş beş yılını konuşuyor. Bir nehir söyleşi örneği olan kitap, Okyay’ın yaşamöyküsüne giriş niteliği taşıyor.
Yayınlanma tarihi: 06 Ekim 2017 Cuma, 20:53

[Haber görseli]“Ben çok maymun iştahlı bir insanım”

Vikipedi, nehir söyleşiyi “Bir edebiyat türü. Sözlü tarih çalışması olarak da değerlendirilir. Kişinin biyografisini yazarak değil, bir başkasının sorularını cevaplayarak anlatmasıdır” diye tanımlamış. Biyografinin sorulu cevaplı şekli diyen, beğenen de var. Biyografinin yerini tutamayacağını düşünen de...

Türkiye’de özellikle belge ve bilgi eksikliğinden biyografilerin yazılmasının zor olduğu biliniyor. Buna daha temel bir sorunu, mevcut yasalar nedeniyle biyografisi yazılan kişinin ya da hayatta değilse ailesinin onayını almadan biyografi yayımlatmanın mümkün olmadığını, kişilerin ya da ailelerin de özel hayatların, olumsuzlukların yazılmasını istemediği için biyografilere onay vermediğini söyleyebilirim. Onay alınmadan yayımlanan biyografiler de tazminat davalarına hatta yasaklamalara varıyor.

“Nehir Söyleşi” bu nedenlerle daha avantajlı gibi görünen bir yöntem. Yaşamöyküsü doğrudan ilgili kişinin ağzından anlatılıyor. Onun onayı ile yayımlanıyor. Yayımlandıktan sonra da dava ya da toplatma sözkonusu olmadığı gibi, herhangi bir belge gösterme gereği de olmuyor. Zira tamamen biyografisi yazılan kişinin beyanı, anlatımı. O ne anlattıysa, o...
Nehir söyleşinin başarısı da anlatanın konuşkanlığına, belleğinin gücüne göre değişiyor. Anlatıcı ne kadar anlatırsa yaşamöyküsünü o kadar öğreniyoruz. Tabii anlatılmayan, es geçilen, unutulan bölümler, olaylar da oluyor, bunlar da anlatıcının kendi kendine uyguladığı otosansür olarak değerlendiriliyor.

Bence nehir söyleşi biyografi yazımının önemli bir aşaması ama kendisi değil. Çünkü yaşamöyküsünü yazdığınız kişinin anlatımı tam olarak güvenilir değil. Zira unutma, otosansür gibi olguları içeriyor. O anlatım malzeme olarak kullanılabilir ama tek kaynak olamaz. Edebi tür olduğuna ise katılmıyorum. Söyleşinin bir çeşiti demek daha doğru.  

Nehir söyleşinin Fransız icadı olduğu söylense de nehir söyleşi ile yaşamöyküsü yazmanın bir Türk buluşu olduğu kanısı hâkim. İlk örnekleri 2000’de yayımlanmaya başlamış. Mucidi İş Kültür Yayınları’nın o dönemki yayın yönetmeni Mürşit Balabanlılar.

2000’lerin başında nehir söyleşiler popüler oldu. Birçok kişiyle nehir söyleşiler yapıldı. Bazıları çok ilgi gördü. Çünkü hem anlatan ilginç bir kişiydi hem de dobraydı, kendi ile ilgili her şeyi çekinmeden anlatıyordu. Soruları soran da iyi çalışmışsa ortaya iyi bir iş çıkıyordu. Çünkü röportaj yapmak bir sanattır. Uzmanlık işidir.
 
ERKEK DÜNYASINDA YARIM ASIRLIK EMEK

Nehir söyleşi kitapları çoğaldıkça okurun ilgisi azaldı ve şimdilerde nadir örneklerle karşılaşıyoruz. Pınar İlkiz’in Hakikaten Sevin Okyay Anlatıyor (Eylül 2017, Ayizi yay.) adlı çalışması özel olarak ilgimi çekti. Hem türünün son örneklerinden olması nedeniyle hem de otuz yıldır tanıdığım Sevin Okyay’ın yaşamöyküsünü kendi ağzından öğreneceğim için heyecanlandım. Hemen edindim.

Sevin Okyay, 1942 doğumlu. Genç yaşlardan itibaren gazetecilik, çevirmenlik yapmış. Yaptığı işlerin listesi “Sinema Eleştirmeni, Caz Eleştirmeni, Polisiye Eleştirmeni, Spor Yazarı, Televizyon ve Radyo Programcısı...” diye uzayıp gidiyor. Eksiği var, fazlası yok. “Türkiye'nin ilk kadın sinema eleştirmeni” denilerek ödüllendirilmiş. Peki ilk kadın caz eleştirmeni, ilk kadın spor eleştirmeni, ilk plaj voleybolu eleştirmeni kim? Sevin Okyay bu ilkleri de, daha fazlasını da yapmış olabilir, diye düşünüyorum. Zira polisiyeye katkıları için de, fantastik edebiyata katkıları için de, çeviri çalışmaları için de ödülleri var. Çalışma yaşamını merak etmemek elde değil.

Kitap, Ayizi Yayınları’nın “Kadınlar ve Hayatlar” dizisinden çıkmış. Ayizi, kendini “feminist yayınevi” olarak tanımlıyor. Kurucuları İlknur Üstün, Aksu Bora ve Selma Acuner. "Kadınların kendi hikâyelerini yazmaya çok ihtiyaçları olduğunu biliyoruz" diyorlar ve bu yönde kadınları özendirmeye çalışıyorlar. Kendi hikâyesini yazanın kitabını basıyorlar, yazmayıp anlatanla da nehir söyleşi yapıyorlar.
Sevin Okyay, bu dizide yaşamöyküsü yazılması gereken adlardan. Birer erkek dünyası olan basın ve yayıncılık alanlarında elli yılı aşkın bir emeği var. İki çocuk annesi, yalnız bir kadın. Kendi kazandığı ile evini geçindirmiş, çocuklarını büyütmüş. Okur onu Harry Potter çevirileriyle tanıdı ama uzun bir çeviri listesi var. Görev yaptığı yayınevlerinin ve gazete ve dergilerin listesi de çok uzun olacaktır. Çok çalışmış. Çok iş değiştirmek durumunda kalmış.

“Ben çok maymun iştahlı bir insanım” diyor. Bunun nedeni sırf ilgi alanlarının çeşitli ve sınırsız olması değil iş icabı bazı şeyleri öğrenmek zorunda da kalmış. Sinema eleştirmenliğine Enis Batur’un zorlamasıyla başladığını anlatıyor. Zira o film hakkında yazacak başka birini bulamamışlar, iş Sevin Okyay’a düşmüş.
 
SATIR ARALARINA YANSIYANLAR
Pınar İlkiz, Hakikaten-Sevin Okyay Anlatıyor’u dört yıllık bir emekle yazmış. Sevin Okyay’ın arşivini düzenlemek işi yaşamöyküsünü anlatacağı nehir söyleşiye dönüşmüş. Sevin Okyay tatlı dilli bir insandır. Sohbetini keyifle dinlersiniz. İnce gözlemleri vardır. Hayata mizahla bakar. En çok çuvaldızı kendine sokar. Karşısında tanıdığı, sevdiği biri olunca ortaya hoş bir sohbet çıkmış. Sanki Sevin Okyay’la Pınar İlkiz sohbet ederken yan koltuktan dinliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz okurken. Özellikle çocukluk çağlarını, ailesini ballandırarak anlatıyor Sevin Okyay. 

Ama bu samimiyetin handikapları da var. Pınar İlkiz, “Hiç aşık oldun mu?” diye sorunca “Kime ne?” diye bir cevap alıyor. Bir daha da o konuların üzerine gitmiyor. Yaşadığı aşklar bir yana evliliğinin öyküsünü bile anlatmıyor Sevin Okyay. Bu bir tercihtir, saygı duyarız ama “kadın” olarak basın ve yayıncılık alanlarında yaşadığı sorunları da anlatmıyor. İşte yaşanan sorunlar var ama herhangi birininki kadar, kadın olduğu için cinsiyetinden dolayı yaşanan bir şey yok sanki. Ancak satır aralarında sorunları hissediyorsunuz ama Sevin Okyay deşilmesine izin vermiyor.

Pınar İlkiz sanıyorum söyleşinin akıcılığı kesintiye uğramasın diye arşiv çalışmasının sağladığı avantajı kullanmamış, Sevin Okyay’ın anlattıkları ile yetinmiş. Örneğin, benim de tanığı olduğum Dönemli Yayıncılık ve Güneş Yayınları dönemlerinde bir karışıklık var. Editoryal çalışma sırasında da bazı dipnotlar eklenebilirdi. Çok özel isim var. Bir süre sonra kimin ne iş yaptığı karışıyor. Örneğin “Çeviriyi Mustafa’ya (Küpüşoğlu) verdim” diyorsa Mustafa Küpüşoğlu’nun o sıra hangi yayınevinde olduğu bir dipnotla belirtilmeliydi. Belki kitabın sonuna birer Sevin Okyay kronolojisi ve bibliyografisi eklense bu sorun söyleşinin akıcılığı bozulmadan çözülebilirdi.

Haydar Ergülen’in yazdığı gibi (Hürriyet Kitap Sanat, 21.09.17) lezzetli bir sofradan sadece çorbayı yemiş de kalkmış gibi hissediyor insan kitabı bitirdiğinde. Hakikaten-Sevin Okyay Anlatıyor, bu harikulade insanın yaşamöyküsüne giriş niteliği taşıyor. 216 sayfa az geliyor 75 yıllık dolu dolu yaşam için. Keyifle okuyacak, çok sevecek, devamı nerede, diye soracaksınız.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Haydar Ergülen, Sevin Okyay