A+ A-

Sennur Sezer'in Bütün Şiirleri: 'Direnç'

Sennur Sezer’i 7 Ekim 2015 tarihinde kaybettik. Toplumcu şiirin önemli temsilcilerinden olan Sennur Sezer, ilk şiirini 1958’de, ilk kitabı Gecekondu’yu 1964’te yayınladı. Şiirlerinde işçi sınıfına, hak ve adalet arayışına, yoksulluğa, emekçi kadına ve onun gündelik yaşamına yer veren Sennur Sezer’in toplu şiirleri “Direnç” adıyla, ölümünün ikinci yılında Manos Kitap tarafından okura sunuldu.
Yayınlanma tarihi: 06 Ekim 2017 Cuma, 22:43

Direncin, emeğin, özgürlüğün şairi

“Niçin ekmek yediğimiz eller çeker tetiği” diye soruyor Sennur Sezer 1966’da yayımladığı ikinci kitabı Yasak’ta yer alan Durmadan adlı şiirinde. İnsan evladı henüz bu sorunun cevabını hakkıyla veremedi. Çünkü güç, iktidar arzusu, sömürü düzeni devam ettiği sürece, insanın ekmek yediği elleri tetikten ayrılmayacak. Ve utanç peşinizi bırakmayacak, yüzünüzü yine o ellerle saklamak durumunda kalacaksınız. Sennur Sezer, tetiği çeken ellerin utancından söz ediyor, utanabilme ihtimalinden. Belki o yıllarda henüz kimse utanma duygusunu pek kaybetmemişti.  Belki de altmışların devrimci ruhunu gözetmiş olabilir Sezer. Belki de bunların hiçbiri değildir, şairin erdemidir bu. Öyle olması gerektiği inancıyla, devrim bilinciyle yazmıştır utanca dair bu dizeleri. Ekmek, emekle ilgilidir çünkü. Emekse alın teridir. Sennur Sezer’in şiirinin en önemli meselelerinden biridir emek.

Sermaye sahiplerine karşı, tek sermayesi emek olan işçinin hak arayışına tekabül eder bu alın teri. O nedenledir ki “el” imgesi Sennur Sezer’in şiirlerinde ayrı bir yerde duruyor.  Adalet ve emeğin simgesidir el. Annenin ak sütü gibidir. Haysiyetle de bağlantısı vardır. Ellerin onurundan söz eder Sennur Sezer. O onurun kırılması, ekmeğin, emeğin kirletilmesiyle eş anlamlıdır. Her türlü eşitsizliğin, haksızlığın karşısında önce eller utanır ve tükenir.  Savaş ve ölüm karşısında da eller utanır önce. Çünkü el aşka ve çiçeğe uzanacakken, silaha uzanır. Mesela Kıbrıs! Kıbrıs! şiirindeki “Uzandıkça ak eller ölüme kelepçeye/utanan ve tükenen” veya “Ellerimiz hanidir kapanmış öpüşmeye… Şimdi silah her kadın/ Her çocuk biraz asker” dizeleri, savaşların utancını, insanın utancını yüzümüze vurur. “El” imgesi onun şiirlerinde dokunmanın, okşamanın birbirimize temas etmenin karşılığını da taşır. Bu kimi zaman sevgiliye,kimi zaman hayata, insana duyulan sevginin tezahürü olduğu gibi, barışa, halkların kardeşliğine duyulan özleme bir gönderme olarak da yer alır dizelerinde. Ya da sevdaya dair dokunmada, “el” imgesi bedenlerin kavuşmasındaki ilk adımdır. Mesela, (E-2) şiirinde de “Öyle çılgın güzel ki yasaklar/ Öyle yasak ki sana değmek/ ellerin olmalıyım” der.

 

SENNUR SEZER ŞİİRİNDE KADIN VE EMEK

“El” imgesi tutmak eylemiyle de öne çıkar onun şiirlerinde. Tutmak, kavramak, kurtuluş mücadelesidir aynı zamanda. Yitirmek de girer “el”in meselesine. Mesela Öğle Aralığı şiirinde “Elimizden kayan çiçek”ten söz ederken, Ezgin Destan’daki “Ellerimizi yitirirsek/ ellerimizi, ekmeklerimizi…” dizelerinde “el”le ilişkiyi yine ekmekle, emekle kurar. Ekmeği yitirmek, emeğinin karşılığını alamamak, onun yaşam boyu zulüm ve adaletsizliğe karşı verdiği hak mücadelesinin simgesi olur. Şiirlerinde sıklıkla geçen “ellerin kenetlenmesi” kavramı, yine hak mücadelesindeki birliği işaret eder. Alın teri de şiirlerinde sıklıkla geçer. İşçi sınıfı, özellikle de işçi kadınlarının sorunları onun şiirinin başat unsurlarıdır. Bunun içinde emekçi kadınların gündelik sorunları da vardır, uğradıkları sınıfsal eşitsizlik de. İşin içine sevda da girer, sevişmek de. Zenci adlı şiirde “Kapalı gözlerle sevişiriz doğduk doğalı. Ve karanlıkta eştir bütün kadınların sıcaklığı/ Öyleyse neden kıyaslamak kolları, bacakları ve kayırmak aklığı” dizelerinde hem sınıfsal farklılığı irdeler hem de kadının konumunu. Zenci göndermesi bu anlamda ayrımcılığı, ezilmişliği vurgular.

Onun şiirinde geçen kadınları kendi ideolojisinden ayrı tutmamak gerek. Toplumdaki kadın meselesini bu ideoloji bağlamında ele alır. Örtük bir şekilde, kadının cinsellikte özgürleşmesi de yer alır dizelerinde. Kapalı gözlerle sevişmek, öğretilmiş cinselliğe de göndermedir. Kadının aşk karşısında alacağı tavır konusunda uyarıları da vardır Sezer’in. Kadının bir meta olarak değerlendirilmesine topyekûn karşı çıkar. Bedenin özerkliği, kendi yasası olmalıdır. Açıl Susam Açıl adlı şiirinde yer alan “Etini sakınmayı öğren/ Aşkı koru” ya da “Aşk: Dağlanması etinin kaygıyla” dizeleri dikkatli okunmalı. İlk dizede kadının bedeninin özel olduğu vurgusu, kadının hem kendini, hem de aşkı koruması açısından bir uyarı olarak çıkar karşımıza. İkinci dize ise, gerçek aşkın büyük bir sancıyla gelmesiyle ilişkilidir. O sancıdır etin dağlanmasına sebep olan. Yani aşkın bedenle bütünleşmesi ikinci evredir. Kaygıysa aşkın kendi içindeki dinamiklerle ilgilidir. Aynı şiirde “Önce sancıyı dene/ Yüreğin iki parça olsun/ Sonra kaynaşsın” derken bütünleşmekten söz eder. Aşk sancılı bir süreçtir ve bütünleştirir. İnsanın kendini tanıması ve oluşturmasında önemli bir geçittir. Bir kimlik meselesidir aynı zamanda. Aşk önemlidir. Kadının yaşamında eksiktir. Töreler, kumalık sistemi, kadın üzerinden yürütülen namus meselesi, ayıplar, günahlar, yasaklarla çevrili bir düzen vardır. O yüzden aşk denilince kadının yüzü kızarır onun şiirlerinde. Mesela, Ev İçi Şiirleri’ndeki “Aşk nedir diye sor/ Pazaryerindeki bir kadına/ Utanıp yere inerken bakışları / Fıkırdar saçındaki kına” dizeleri veya Kadının Akşam Duası şiirindeki “Yüreğine akşamla çökeni/ Sokaklar uzaklaştıramaz/ Uyanırsın yanında yabancı biri/ Aşkı kimseler kurtaramaz…” dizeleri, aşkı kadının hayatında önemli bir yere koyduğunu gösterir. Çünkü aşk direnme nedenidir. Aşkla yaşamın çizgilerini belirginleştirebilir, aşkla hayata dahil olabilirsin. Aşk kadının sokağa çıkmasıdır, kimliğinin oluşmasında önemli bir etkendir. Yoksa yaşamın çizgileri saçlarına değmeden geçer.  Evet, onun şiirlerindeki kadın emekçidir, annedir ama aşkı da sahiplenmeli, yaşamalıdır. Bu anlamda bir özgürleşme de sunar kadına. Yine Kadının Akşam Duası adlı şiirindeki “Bir çayevinde olmalı şimdi/ Şiirler okumalı akşam serinliğinde/ Uzaktan uzağa toprak kokusu/ Bulaşık kalsın /Soğudu su, yağlar dondu./Çorba pişmeli…” dizelerinde hem sistem eleştirisi, hem de kadına biçilen, kadını evin içine hapseden hayat biçimine eleştiri vardır. Evin dışarısı olmadan içerisi olmaz. İçerisi olmadan dışarısı olmayacağı gibi. İşte kadın, tam da bu noktada durur onun şiirlerinde. İçeriye mahkûm edilmiş, emeği ve hayatı sömürülmüş kadının dışarıyla bağlantı kurması, direnmesi demektir. Bir kadının kendi sesini arayışıdır bu. Aşk da bu direnmede önemli bir vurgudur. Yeniden Babaevinde şiiri bu anlamda önemlidir. “Okuduğu yeter” demişler/ “Patlıcan biber kızartmayı öğrensin biraz da” dizeleri tam da o ataerkil sistemin eleştirisine çarpıcı bir vurgudur. Şiirin devamında daha açık görürüz bunu: “Hiç patlıcan kızartamadım sonra/ Parmaklarımdan babama benzer bir damadın kanı sızar hâlâ.”  Yani Eksik Şiir’de dediği gibi, “Göğü tanımadan ağlamayı tanıyan ve ağlaması yasaklanan” kadınların hikayesidir yazdığı. Çünkü “anlatmak er işidir”, kadınların payına düşen ise sessizlik.

DİLSİZ VE SUSKUN BIRAKILMA HÂLİNE ELEŞTİRİ

Dilsiz Dengbêj ile Gelin şiirinde de kadına biçilen dilsizliği görürüz. Sadece kadının başını bağlamak değildir mesele, aynı zamanda dilini de bağlamaktır. Kadın sesi yasaktır kulağa. Töreler konuşur, yasa koyucu erkektir ve erkeğin sesi helaldir. Kuşkusuz dilsiz ve suskun bırakılma hali sadece kadının uğradığı eşitsizliği işaret etmez onun şiirlerinde. Ama kadın ötekilerin, ezilenlerin temsili açısından önemli bir simgedir. Dolayısıyla Dilsiz Dengbêj kitabı sesin izini sürme anlamında kıymetlidir. Dilsizlik onun şiirinde vatansız olmakla eş değerdir. Ana dilidir insanın vatanı. Kültürün aktarılmasında dilin önemli bir işlevi vardır. Dil, bireyin, toplumların varlığının temelidir, kimliğidir. Sennur Sezer’in 2001 yılında yayınladığı “benim için bir dönemeç” dediği Dilsiz Dengbêj adlı kitabıyla; sesin, dilin, kültürün aktırılmasına verdiği değeri bir kez daha kanıtlıyor. Kürt Sözlü Edebiyatı’nın aktarıcıları olan dengbêjlerin özelliği sesi ustaca kullanmaları. Dengbêjin dilsizliği izini sürdüğü sesi kaybetmek demektir. Susmaktır. Oysa Sennur Sezer tüm yaşamı boyunca hem şiirlerinde hem de düz yazılarında “susma” diye haykırmıştır. Susmak bildiğin her şeyi unutmak demektir. Sennur Sezer konuştu. Çünkü o “susmak anamın diliydi” dedi. O yüzden bildiği hiçbir şeyi unutmadı ve bize aktardı. Saygı ve minnetle…

Direnç-Bütün Şiirleri / Sennur Sezer / Manos Kitap / 488 s.

Comment disclaimer

Etiketler:

sennur, dengbêj, sez, dize, manos, imge