Kapat
A+ A-

Doğu Yücel'den 'Kimdir Bu Mitat Karaman?'

Doğu Yücel’in kaleme aldığı “Kimdir Bu Mitat Kahraman”ın büyük bir bölümü, başlığındaki soruyu yanıtlamaya çalışıyor. Kimdir bu Mitat, gerçekten? Nasıl bir adamdır? Bize kendisinin kim olduğunu söylemeden önce ne olmadığını anlatıyor. Varlığını olumsuzluklar üzerinden kurduğu için ne olduğundan önce ne olmadığı geliyor. İşlevsizlik onun en önemli karakteristiği.
Yayınlanma tarihi: 1 Aralık 2017 Cuma, 21:22

[Haber görseli]Paralel evrenlerde yaşıyoruz. Bir grup insanın en sevdiği şarkıcıyı, oyuncuyu hatta yazarı, bir diğer grup hiç duymamış olabiliyor; farklı zaman dilimlerinde ya da başka dünyalarda yaşar gibi. Bazen yakın çevremde “çok ünlü” ya da “efsane” diye anılan birini hiç duymuyorum fakat paralel evrenler gereği olsa gerek onlar da benim hayatımı sarsan sanatçıları bilmiyor. 2011’de Varolmayanlar romanı yeni yayımlandığında, kitap fuarında en uzun kuyruklardan biri Doğu Yücel’in önünde oluşmuştu. Kuyrukta bekleyenlerin yaş ortalaması yirmiydi. Ben ise adını o gün duyuyordum. Bugün artık her çevreden okura ulaşmış bir yazar Doğu Yücel. Yeni romanı Kimdir Bu Mitat Karaman? (Can Yayınları, 336 s.) ile okur kitlesi kuşkusuz artacak.

Romanın büyük bir bölümü, başlığındaki soruyu yanıtlamaya çalışıyor. Kimdir bu Mitat, gerçekten? Nasıl bir adamdır? Bize kendisinin kim olduğunu söylemeden önce ne olmadığını anlatıyor. Varlığını olumsuzluklar üzerinden kurduğu için ne olduğundan önce ne olmadığı geliyor. İşlevsizlik onun en önemli karakteristiği. Kendisini bu anlamda en çok insan vücudundaki işlevini binlerce yıl önce yitirdiği hâlde hâlâ duran apandise benzetiyor ya da ocağın otomatik çakan çakmaklarına rağmen tezgâhın üzerinde duran mutfak çakmağına ya da kablosuz internet kullanıldığından beri ihtiyaç duyulmayan internet kablosuna. Tüm bu işlevini bir şekilde yitirmiş objeler gibi Mitat da faydasız ve işlevsiz. Romandaki başlıca motiflerden biri bu işlevsizlik ve bunu kurgunun dokusu içinde Mitat’ın karakteri ile sağlamlaştırıyor yazar. Adındaki eksik harf yüzünden “Kahraman” da olamıyor Mitat ancak biraz beceriksiz biraz sorunlu bir anti-kahraman.

Romanda olaylar, Temmuz 2016’daki darbe girişiminden bir buçuk ay sonra başlıyor ve bir hafta içinde gelişiyor. Başka deyişle olayların tam tarihini ve yerini söylüyor biliyoruz: 8 Eylül ile 15 Eylül arasındaki hafta boyunca Beşiktaş Yıldız’da Cennet Apartmanı’nda yaşananlar. Altı daireden oluşan Cennet Apartmanı’nda iki cinayet, iki tutuklama, kazalar ve komplo teorileriyle heyecanlı bir hafta geçiyor. Mitat, salak bulduğu polisin çözemeyeceğini anladığı cinayetleri amatör dedektif ruhuyla çözmeye yelteniyor.

Cennet Apartmanı’nda oturanlar farklılıklarıyla toplumu yansıtıyor gibi. Orta yaş üzerinde muhafazakâr bir çift, güzel sanatlarda okuyan iki öğrenci, hırslı bir iş adamı, güzellik uzmanı seks düşkünü bir kadın, mahallenin dedikoducu ablası ve Mitat’tan oluşuyor apartman sakinleri. Bunlara ek olarak bir kedi ve bir de köpek var. Yakın dostluk ya da gelişmiş komşuluk yok Cennet Apartmanı’nda ancak bu haftanın olayları sayesinde birbirlerini tanımaya başlıyorlar.
 
GÖKYÜZÜNDE YALNIZ GEZEN

Romandaki en önemli temalardan bir yalnızlık. Yalnız yaşayanların, evlenmeyen ya da aile kurmayanların kendini toplum dışına itilmiş hissettiği bir ortam anlatılır. Mitat’ın kendini işlevsiz hissetmesinin altında yatan nedenlerden biri yalnızlığı. Apartmanın bir diğer “yalnız”ı, mutsuz evliliği içinde kendini tek başına hisseden Yıldız; belki bu yüzden Mitat’ın kendini en yakın hissettiği kişi o. 
Tür olarak polisiye, kişilerden çok olay zincirine odaklanır. Genelde klasik polisiyelerde suçun derinliği ile toplumsal nedenler konu edilmez, suçu kimin işlediği ve suçun nedenleri üzerinde durulur. Doğu Yücel’in polisiyesinde suçların gerisinde cemaat ve suçtan daha büyük bir arka fon hissediliyor. Olayları darbe girişiminin hemen sonrasına yaslanması ve FETÖ’ye değinmesi yeni bir boyut kazandırıyor ilk başta basit olabilecek cinayetlere.

Mitat, zayıf yapıda bir karaktere sahip olduğu için kendisini “kötülüğe boyun eğmek” zorunda hissettiğini söylüyor. Sesini yükseltmeyi bilmediği gibi ne gezide ne de darbe girişiminde sokağa çıktığını, korktuğunu söylemekten çekinmiyor. Adındaki eksik iki “H” harfiyle tüm gücünü kaybetmiş gibi. Üstelik annesi babası ya da kardeşi, kendini bağladığı kimsesi, hatta sevgilisi bile yok ama hayatına girecek bir “H” ile bütün taşlar yerine oturacak hissi var.

Aslında bu romanı okurken düşünmeden edemiyor insan, neden her polisiye romanda cinayetlerin çözülmesini bekler gibi romandaki bekâr kişinin sevgilisini bulmasını, evlenmesini bekliyoruz? Romanın sonunu belli etmemek için bu konuya fazla girmiyorum ama Doğu Yücel bu konuyla alay ediyor gibi. Mitat, kendi deyimiyle “hayatında bütün taşlar yerine oturduğunda” illa evli mi olmak zorunda? Taşların yerine oturması yalnızlığın sonu olarak mı algılanmalı?
 
BİRKAÇ ELEŞTİRİ

Evlilik, romanın önemli motiflerinden biri. Sadece yalnızlık karşıtı olarak değil, kurumsal olarak ele alıyor evliliği sanki. Romanın başlarında cemaatin şakirtlerini zengin kızlarla evlendirerek para kazanma yolunu seçmesi gibiyken ilerleyen sayfalarda yazarın daha derinlerde evlilik kurumu üzerine bir şey anlattığı izlenimini ediniyoruz. Evlenmek için gazete ilanı vermek ya da televizyonda evlilik programına çıkmak gibi düzenlerle aslında evliliğin karanlık kurumsal yanına değiniyor ve sanki tüm evlilikler yukarlarda bir yerlerde hesaplanmış bekârları oyuna getirmek üzere kurgulanıyor. Konu bu yanıyla romana sevimlilik katıyor. Zaten çok eğlenceli, hızlı akan, klasik yapıda ve başarılı her polisiyede olduğu gibi her şeyin çözüldüğü güçlü bir sona sahip bir roman.

Yine de tabii birkaç eleştiri yapmadan olmaz (bundan sonraki cümleleri kitabı okuduktan sonra okuyun lütfen, ipucu); ikinci cinayette motif yetersizliği hissediliyor. Bu yaşına kadar kimseyi öldürmemiş birinin bir hafta içinde üstün öldürme yeteneğine sahip bir seri katile dönüşmesi de cabası. İlk cinayette yeterli neden varsa bile bu nedenlerin bu kadar uzun zaman boyunca bekletilmesi inandırıcı gelmiyor. Bir de bu söylediklerimden bağımsız olarak karanlık düşüncelerle boğuşan biri balkondaki çiçeklerin toprağını mı dert eder? Sanki bu, huzurlu ve mutlu bir anda yapılacak bir eylem.

Cumhuriyet İMECESİ