Kapat
A+ A-

50 yıllık efsane

Tüm zamanların en iyi bilimkurgu filmi 2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Yolu Macerası/ 1968) tam 50 yaşında. Mükemmeliyetçi usta Stanley Kubrick başyapıtıyla Steven Spielberg, James Cameron, Ridley Scott, John Boorman, Christopher Nolan gibi çok sayıda sinemacıyı etkiledi, etkilemeyi de sürdürecek.
Yayınlanma tarihi: 14 Eylül 2018 Cuma, 12:09

Sınırsız ve sonsuz bir evrende
Her şey mümkündür.

Stanley Kubrick

1960’ların başında uzay araştırmaşı başlamış, ABD ile Rusya atmosfer dışına insan göndermişti. Uzay yarışı toplumun hayal gücüne egemen olunca yönetmen Stanley Kubrick, bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke ile işbirliği yaparak dönemin ruhunu yakaladı. Kubrick, 1963’te öylesine bir itibar kazandı ki Hollywood sinema endüstrisinin dışında hareket ediyordu, yaratıcı bağımsızlığını elde etmişti, filmlerinin kurgusunu kendi yapıyordu.

1965’te 2001: Uzay Yolu Macerası için çalışmaya başladı. Filmin ana konusu maymundan insana evrilme, insanın gerçeği, gelecek, uzay yolculuğu idi. Zamanının çok ötesinde olan bu başyapıt, sinema filminin biçimini değiştirdi. Alt kategori olan B sınıfında değerlendirilen bilimkurgu türü ilk kez bu filmle ciddiye alındı, sinemada müziğin kullanımı açısından devrim yarattı. Müzik, filmin entellektüel anlatım gücünün mutlak temel parçası oldu, müzik ile görüntü birbirlerinden ayrılmaz parçalara dönüştüler. Filmin özel efektleri, film endüstrisi için büyük bir atılımdı. Kubrick, araştır-deney yap-risk al ve farlı bir şey üret metoduyla ortaya hiç eskimeyecek, zamana karşı duracak bir eser çıkardı. Ayrıca insanlar koskoca evrende ne kadar küçük parçalar olduklarını 2001: Uzay Yolu Macerası ile anladılar.

 

2001’deki herşey bilimsel, teknolojik olarak gerçek ve gerçeğe uygundu. Bilgisayar HAL karmaşık, yapay bir varlıktı. Kubrick, yapay bir varlığın duyguları olabilir mi, sorumluluk duygusu taşır mı gibi soruları gerçekçi biçimde sordu. Video telefonu teknolojik olarak filmde doğru kullandı. Sahneleri çekerken görüntüleri monitörden izliyordu. Genellikle bilimkurgularda kullanılan yapay aydınlatmayı kullanmadı, doğal aydınlatmayla çalıştı. Sözcüklerden oluşan bir edebiyat metnini görsel bir şölene dönüştürdü. Öykülerini izleyicinin bilinç altına inerek alışkın olmadığımız sıradışı bir anlatımla aktardı. Yaşamın kökenleri, zekanın evrimi gibi varoluşumuza ait en derin, en önemli soruları sordu.

Maymunların karşılaştığı monolit bir öğrenme makinesiydi, elleriyle yekpare dikmeye dokunan atalarımız ondan birşeyler öğrendiler. Uzay gemilerinin maketleri NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) tarafından tasarlandı. Bazı kamera hareketlerini gerçekleştirmek için Kubrick, 360 derece dönen bir santrifüj yaptırdı. Vinçli çekimler, aydınlatma, kamera devinimleri, görüntü kompozisyonları kusursuzdu. Herşey organikti, hiçbir şey yapay değildi. Filmdeki bilimsel bütünlük, sağlamlık herşeyin gerçeğe çok yakın olduğunun kanıtıydı.

Film gösterime girdikten sonra Stanley Kubrick, Tanrı, yaratıcı olgusunun merkezde yer aldığını açıkladı: “Buradaki yaratıcı insan suretinde geleneksel bir yaratıcı değil. Yaratıcının, tanrının bilimsel anlamda tanımı. Evrende milyarlarca gezegen var. Yüzbinlercesi, milyonlarcası bizden daha ileri, gelişmiş olabilirler. Bu eski yaşam formlarının nasıl evrimsel bir gelişme yaşadıklarını düşünebiliyor musunuz ? Sınırsız potansiyelleri, kavranamaz zekaları olmalı. Bu varlıklar evrendeki milyarlarca daha az gelişmiş soyların tanrıları olabilirler. Tanrıların herşeyi yapabilme, herşeyi bilme özniteliklerine sahip olabilirler.

Zamanın başlangıcından beri milyarca insan bu gezegenin üstünde yürüdü. Yaklaşık olarak samanyolumuzdaki yıldızların sayısı kadar. Bu yaşayan her insan için bir yıldız demek. Gökyüzünde herkesin kocaman bir dünyasının olabileceği kadar toprak olduğu düşüncesi ilginç değil mi ? O dünyaların kaçında yaşam var ve ne tür yaratıklar yaşıyor, bilmiyoruz. Ama bir gün bileceğiz, belki radyo dalgalarıyla belki başka bir yolla, belki de doğrudan temasla. Bunun insan ırkına etkisi çok büyük olacak. Özellikle de kendi ilkel türlerimizin çok ötesinde yaratıklarla karşılaştığımız zaman. Bu harika belki de aynı zamanda korkutucu bir beklenti. Bu bizim yaşam süremizde ya da bin yıl sonra olabilir. Ama bir gün, çevremizdeki bu inanılmaz ve harika evren hakkındaki gerçeği öğrenecek ve onun içindeki yerimizi anlayacağız…”

 

2001: Uzay Yolu Macerası’dan etkilenen filmler:

Solaris (1972) Yönetmen: Andrei Tarkovski
Silent Running (1972) Yön: Douglas Trumbull
Zardoz (Taş Tanrı/ 1974) Yön: John Boorman.
The Man Who Fell to Earth (Dünyaya Düşen Adam/ 1976) Yön:Nicolas Roeg
Close Encounters of the Third Kind (Üçüncü Türden Yakınlaşmalar/ 1977)
Yön: Steven Spielberg
Alien (Yaratık/ 1979) Yön: Ridley Scott
2010 (2010: Karşılaşma Zamanı/ 1984) Yön: Peter Hyams
Abyss (1989) Yön: James Cameron
Contact (Mesaj/ 1997) Yön: Robert Zemeckis
Mission to Mars (Görev: Mars/ 2000) Yön: Brian de Palma
A.I.Artificial Intelligence (Yapay Zeka/ 2001) Yön: Steven Spielberg
Sunshine (2007) Yön: Danny Boyle
Gravity (Yerçekimi/ 2013) Yön: Alfonso Cuaron
Interstellar (Yıldızlararası/ 2014) Yön: Christopher Nolan
Arrival (Geliş/ 2016) Yön: Dennis Villeneuve
Twin Peaks: The Return 8. Bölüm (2017) Yön: David Lynch
Annihilation (2018) Yön: Alex Garland

 

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer