Kapat
A+ A-

‘Arakçılar’ ve diğerleri

Filmekimi’nin ilk haftasında seyrettiklerimizden seçmeler.
Yayınlanma tarihi: 11 Ekim 2018 Perşembe, 23:14

[Haber görseli]

Filmekimi’nin ilk haftasında gördüğüm filmler arasında bende en çok iz bırakanı diyeceğim “Manbiki Kazoku-Arakçılar”, daracık, ufacık bir eve sıkışmış, minderler üstünde geçirdikleri yoksul yaşamlarını süpermarketlerden ıvır zıvır yiyecek araklayarak sürdüren, görünürde ana-baba ve iki çocukla yaşlı bir büyükanneden oluşan gariban bir aile üzerinden ‘aile kavramını sorgulayan’ ve aslında aile için kan bağından çok sevginin, hoşgörünün gerekliliğini vurgulayarak final yapan, dokunaklı bir dramdı. Japonya’daki müreffeh tabakanın dışındaki dar gelirli kesimden insanların halipür melaline (Ozu ustadan miras kalan o minimalist tarzıyla) kamera tutan filmleriyle tanınan yönetmen Hirokazu Kore-eda’nın son Cannes festivalinin Altın Palmiyesi’ni kazanan “Arakçılar”ı, sokakta soğuğa terk edilmiş küçücük bir kızı da sahiplenip evlat edinen ailenin dramatik hikâyesini duyarlı ve sevecen bir yaklaşımla aktarıyordu.

Karakterlerinin arasındaki geçmiş sırları da kapsayan ilişkilerinin gerçek boyutlarını, arka plandaki filmin devamında peşine takıldığımız gizleri (ailenin geleneksel Japon tarzındaki yerde geçen o mırıl mırıl yaşamlarına ortak ettiği seyirciden) uzun süre saklayıp son bölümde bombasını patlatıyordu Kore-eda. Yönetmenin 2009 yapımı “Kimse fark etmiyor”unu da anımsatan “Arakçılar” Kore-eda’nın uzun meslek hayatının en değerli işlerinden biri izlenimini veriyordu sonuçta.

Yine Cannes’ın en saygın bölümlerinden ‘Yönetmenlerin 15 Günü’nde büyük ödülü alan “Climax”, vaktiyle Monica Bellucci’in tecavüze uğradığı o unutulmaz sahneyle hatırlanan “Dönüş Yok”la çıkış yapmış Fransız yönetmen Gaspar Noe’nin yine farklı jenerik tarzıyla teknik ustalığını konuşturduğu, seyircinin tahammül sınırlarını zorlasa da ilgisiz kalınamayan, seksi dans koreografilerinin uzun plan sekanslar halinde peşpeşe sergilendiği, estetize edilmiş, abartılı bir şiddet ve cinsellik gösterisiydi. Her ırktan, renkten genç dansçıların prova sonrası yaptıkları partide, kokainin yanı sıra içtikleri, şerbetimsi alkollü meyve suyuna LSD katılması sonucunda, durumun kontrolden çıktığı, topluca yaşanılan, ‘cehennemvari bir kâbus’ olarak konusu özetlenebilecek, çarpıcı bir filmdi doğrusu.
Labaki’den yüreğe     işleyen film...

‘Artiz’ gibi, güzel kadın yönetmen Nadine Labaki’nin yüreğe işleyen yeni filmi “Capharnaum-Kefernahum”u, Beyrut’un yoksul semtlerinde tek başına hayat mücadelesini sürdüren, sonunda ebeveynlerini mahkemeye veren, 12 yaşındaki Zain’in (Zain Al Rafeea) hikâyesini belgeselimsi bir tarzda perdeye taşıyan, çocukluk, aile, göçmenlik üstüne etkileyici bir Lübnan yapımıydı. İlk filmi “Mustang”la adını duyurmuş, Fransa’da yetişmiş Türk yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in Hollywood’da Halle Berry-Daniel Craig gibi starları yönettiği “Kings”, 1991’de Los Angeles’da beyaz polis şiddetiyle öldürülen zenci Rodney King olayına bakan, öyküsü, anlatımı, mizansenleri ve kalabalık oyuncu kadrosuyla şamatalı, vurdulu kırdılı, benzerlerinden farksız, Amerikanvari bir seyirlikti.

Oyuncu Ethan Hawke’ın yönetmenliğine soyunduğu “Blaze” ise gitarıyla yalnızlık ve özlem şarkıları çalıp söyleyen, bir Yahudi kızına (Alia Shawkay) tutulmuş, Teksaslı irikıyım keş, country blues şarkıcısı Blaze Foley’nin (Ben Dickey) yaşamından kesitler sunan, sıradan bir ‘Bio-pic’ denemesiydi. Abbas Keyrüstemi sonrası İran sinemasının uluslararası yıldız yönetmeni haline gelmiş Asgar Farhadi’nin, başroldeki Penelope Cruz-Javier Bardem çiftine karşın bu kez bende hayal kırıklığı yarattı “Todos Lo Sasen-Herkes Biliyor” adlı yeni filmi.Vigo ödülünü kazandığı için merak ederek gidip seyrettiğim , Yann Gonzalez’in “Un Couteau dans le Coeur-Kalpteki Bıçak”ıysa dayanılmaz filmdi resmen. Âşık olduğu montajcısının kalbini (Kate Moran) tekrar kazanmaya çalışan, porno film yapımcısı bir kadının (eski şarkıcı Vanesse Paradis) eşcinsel oyuncularını bir bir katleden bir seriyal katili yakalamaya çalıştığı, baştan sona ‘bayağılık istismarı’ bu pespaye ‘kuir’ filme Vigo ödülü vermek, 29 yıllık kısacık ömrüne “Hal ve Gidiş Sıfır”, “Atalante” gibi 2 başyapıtı sığdırmış Jean Vigo’nun anısına yapılmış bir saygısızlıktır kanımca.

Cumhuriyet İMECESİ