Kapat
A+ A-

Suspiria 2018

Kült korku filmi Suspiria (1977) 41 yıl sonra A Bigger Splash, Call Me by Your Name filmlerinin yönetmeni Luca Guadagnino tarafından yeniden çekildi. Guadagnino “Suspiria’yı o kadar çok sevdim ki onu tümüyle sahiplenmek istedim” dedi.
Yayınlanma tarihi: 16 Kasım 2018 Cuma, 11:09

[Haber görseli]

A Bigger Splash (Sen Benimsin/ 2015), Call Me by Your Name (Beni Adınla Çağır/ 2017) filmlerinin yönetmeni Luca Guadagnino, Dario Argento’nun 1977’de çektiği kült korku filmi Suspiria’nın en büyük hayranı. “1980’lerde Suspiria’yı izlediğimde 14 yaşındaydım. 14 yaşımdan beri Suspiria’nın yeniden çevrimini yapmayı düşlüyordum. Bu bende bir saplantıya dönüştü. Birey ve sinemacı olarak ne kadar şanslıyım ki 34 yıl sonra bu düşümü, bu çılgın isteğimi gerçekleştirdim. Suspiria’yı sahiplendim, onu parçalara ayırdım ve ortaya yeni birşey çıkardım” diyor Luca Guadagnino.

[Haber görseli]

1970’lerde İtalya’da Giallo adı verilen bir akım belirdi. Film, psikopat gizemli bir katilin çevresinde gelişiyor, kanlı cinayetler işleniyordu. Bu türün ilk örneğini 1962’de Mario Bava çekti: The Girl Who Knew Too Much. Türün en önemli örneklerini Mario Bava ile Dario Argento gerçekleştirdiler. 1962’de başlayan Giallo türü 1980’lerde sona erdi. Dario Argento Suspiria’yı 1977’de çekti. Film İtalya’da gösterime girer girmez popüler bir başarı yakaladı. Özellikle barok ve aşırı vizyonları olan gençlerin idolü oluverdi. Korku türünün Yurttaş Kane’i konumuna yükseltildi. Argento’nun filmlerinin gişe getirileri yüksekti ama film eleştirmenleri tecimsel çalışmalar yaptığı için onu küçümsediler. Alfred Hitchcock nasıl hor görüldüyse Argento’da onun gibi aşağılandı. François Truffaut, Hitchcock’la ilgili bir kitap yazınca herkes Hitch’e saygı duymaya başladı. 1980’lerin sonu 1990’ların başında Sam Raimi, Quentin Tarantino gibi yönetmenler , Fransız Cahiers du Cinéma dergisinin eleştirmenleri Argento’yu göklere çıkardılar. Böylelikle Argento kutsandı, Suspiria’da başyapıt ilan edildi.

[Haber görseli]

“Suspiria 1976’da Fribourg’da çekildi. Filmdeki öykü kapalıydı, ben bu kapalılığın dışına çıkıp öykünün geçtiği 1970’leri yansıttım. Boşluğun üzerine birşey kurmak istemedim, soyut filmleri sevmem, tarihle bağlantıları olmasını isterim” açıklamasını yapar Luca Guadagnino. Filmi ilk kez izlediğinde, 1970’lerde de dünyada terörizm, feminist hareketlerin olduğunu biliyordur.

[Haber görseli]

1970’lerin Berlin’i

Argento’nun Suspiria’sı Berlin’de geçer, Guadagnino bunu kullanarak kendi versiyonunu politik bir ortama taşır, güçlü tarihsel bir çevreye sokar ve korku sinemasının kökenlerine iner: Almanya, Dışavurumculuk, Rainer Werner Fassbinder, politika. Guadagnino’nun doğru, yerinde bir seçim yapmış olduğunu filmi izlerken anlarız.

1970’lerin Batı ve Doğu Berlin olarak bölünmüş kentinde, Nazizim’in gölgesi, terörizm, Kızıl Ordu Örgütü, Ulrike Meinhof, Andreas Baader vardır. 1977’de, Nazi Almanyası döneminde SS üyesi olan Alman iş adamı Hans Martin Schleyer, Kızıl Ordu Örgütü tarafından kaçırılıp öldürülmüştür. Batı ve Doğu Almanya’nın üstünde Nasyonal Sosyalizm, toplama kampları, soykırım, Adolf Hitler, 3. Reich, suçluluk, utanç duyguları dolaşmayı sürdürüyordur.

[Haber görseli]

Suspiria 2018

Guadagnino, epik, radikal, feminist, politik Suspiria’sını Izleyiciye 6 sahnelik bir tiyatro oyunu gibi sunar. Senarist ve yapımcı David Kajganich (A Bigger Splash, The Terror) senaryonun derinliklerine inmiştir. Genç Susie Bannion (Dakota Johnson) Ohio bölgesinden, tutucu, fanatik Mennonit mezhebinden Batı Berlin’e gelir. Kentin her yerinde terör eylemleri vardır. Ünlü Markos Dans Okulu’na kabul edilen Susie, eğitmen Madame Blanc’nın (Tilda Swinton) gözüne girmeyi başarır.


Susie, terör olaylarına karıştığı söylenen, gizemli bir şekilde kaybolan Patricia’nın (Chloe Grace Moretz) odasına yerleşir. Patricia, psikiyatrı Dr. Jozef Klemperer’e okuldaki eğitmenlerin hepsinin cadı olduklarını söylemiştir. Doktor, Patricia’ya oyuncu oldukları için ilüzyon yaratmayı bildiklerini, Nazi Almanyası’nda gizli ritüeller olduğunu, erke, güce duyulan aşkla bireyin manipüle edildiğini, güdümlendiğini açıklar.

Guadagnino’nun Suspiria’sı Alman toplumunun suçluluk, utanç duygularıyla, kötülük nedir sorusuyla, psikanaliz ile doludur, ağır yükler taşımaktadır. “Cadılarla, büyücülerle dolu bir korku filmi yapmadım diyerek Suspiria’yı küçümseyecek değilim. Materyalin altında bulunanı, yatanı aktarmak istedim” der Luca Guadagnino.

[Haber görseli]

Fassbinder hayranlığı

“Herkes Amore filmimi Luchino Visconti’ye saygı olarak yaptığımı sanıyor, oysa Rainer Werner Fassbinder içindi. Bireyler arasındaki erk, güç ilişkileri, acımasızlık, zalimlik temalarını kimse Fassbinder’den iyi anlatamaz. Onun kadın karakterleri karmaşıktırlar, hiç yatışmazlar, sükunet bulamazlar. Suspiria’ya en çok Fassbinder’in “Aşk Ölümden Soğuktur” adı yakışır” diyor Guadagnino.

Suspiria’da Dakota Johnson, Tilda Swinton, Angela Winkler, Ingrid Caven, Mia Goth, Sylvie Testud, Elena Fokina, Renée Soutendijk, Jessica Harper oynuyor. Jessica Harper, 1977’deki Suspiria’da başrolü üstlenmişti. Tilda Swinton, hem Madame Blanc’ı hem de Dr. Jozef Klemperer’I yorumluyor.

[Haber görseli]

Dario Argento etkisi

Sinemada çok sayıda yönetmen Dario Argento’dan etkilendi: Nicolas Winding Refn (The Neon Demon), Gaspar Noe (Climax), Darren Aronofsky (Siyah Kuğu), Peter Strickland (Berberian Sound Studio), Yann Gonzalez (Un couteau dans le coeur), Lucille Hadzihalilovic (Innocence), Rob Zombie (Lords of Salem).

[Haber görseli]

 

Cumhuriyet İMECESİ