A+ A-

Gece treniyle gelen kadın...

Bir Ömer Kavur klasiği olan ‘Anayurt Oteli’ yıllar sonra yeniden gösterimde.
Yayınlanma tarihi: 01 Haziran 2017 Perşembe, 21:26

Biraz erken yaşta kaybettiğimiz, sinemamızın önemli yönetmenlerinden Ömer Kavur’un, kasabakent insanımızın iç dünyasını, bilinçaltının karanlık yanlarını sergileyen, uyumsuz, yalnız kahramanlarıyla iç içe çağrışımlarla gelişen, yalın bir anlatımın öne çıktığı hikâye ve romanlarıyla edebiyatımıza damgasını vuran, 1950’lerin ‘a dergisi’ kuşağından, kendi deyişiyle de ‘65’inden sonra şöhrete kavuşan’, Hacırahman’lı yazar Yusuf Atılgan’ın en tanınmış, benzersiz eserinden 1987’de yaptığı “Anayurt Oteli” uyarlaması, yönetmenin belki de en başarılı ve olgun filmidir. Vaktiyle seçildiği Venedik film festivalinde FIPRESCI’nin (Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu’nun) son derece değerli en iyi film ödülünü (İtalyan usta Ermanno Olmi’nin “Hanımefendiye Uzun Ömürler”iyle paylaşarak) kazanmış “Anayurt Oteli”, elden geçirilip restore edilmiş haliyle bugün yeniden gösterime giriyor 30 yıl sonra.

Taşra Oteli kâtibi...

Gal Gadot adlı, dalyan gibi boylu poslu, seksi bir yeni melez Hollywood dilberinin vurduğunu deviren Amazon prensesi rolünde cazibesini konuşturduğu, çizgi roman kaynaklı “Wonder Woman” gibi aksiyon sinemasının yeni ama sığ ve en zırva örneklerinden birinin (ya da ünlü televizyon dizisinden perdeye aktarılmış “Sahil Güvenlik” gibi sıradan, oyalayıcı eğlenceliklerin) mevsime uygun film önümüze diye sürüldüğü bu hafta, kuşkusuz daha bir anlam ve önem ifade eden “Anayurt Oteli”ne değinelim bari dedik biz de, naçizane.

Anlamı, zümrütten daha açık yeşil ama zümrüt kadar değerli olmayan süs taşı demek olan otelci Zebercet’in (sinemadaki en başarılı oyunlarından birini çıkaran Macit Koper, cinsel fantezileriyle doyumsuzluğun kıskacında, adım adım deliliğe geçiş sürecindeki sorunlu, yaşamdan kopuk, ezik bir taşra oteli kâtibi rolünde çok çok iyi), gecikmeli Ankara treniyle gece gelip otelde sadece bir gece kalan gizemli bir kadına (Şahika Tekand) kör kütük sevdalanması ve sonrasında habire ve biteviye o kadının dönüşünü beklemesi gibi, konusu kabaca özetlenebilecek bu sıradışı filmin, ‘şiddet, baskı, yasak ve bastırılmış cinsel sorunlardan muzdarip Zebercet’lerden geçilmeyen o dönemin Türkiyesi’ne alışılmadık biçimde ayna tuttuğu söylenebilir ve Ege-Nazilli’deki konaktan bozma taşra otelinin ülkemizi, takıntılı, sevgiye muhtaç otel kâtibininse gitgide kafayı yemekte olan, kıstırılmışlığın çıkmazında, o yoğun ‘beklentisi’yle cebelleşen bir şizofreni simgelediği de ileri sürülebilir.

Özenli, gerçekçe...

Romandaki cinsellik boyutunu filmde duygusallığa kaydırıp Zebercet’i o sağlıksız yapısının gittikçe bodoslama şizofreniye saplandığı klinik bir karaktere dönüştüren Kavur, başlardaki düşük temposunun giderek hareketlenip hız kazandığı, özenli, gerçekçi, ayrıntılı bir anlatıma ulaşıyor sonuçta. Yılların kameramanı Orhan Oğuz’un sağladığı başarılı bir görselliğe ve çevre düzenlemesine, Atilla Özdemiroğlu’nun müziklerine ve Macit Koper’inden Serra Yılmaz’ına, Şahika Tekand’ından Orhan Çağman’ına tüm oyuncu kadrosunun eriştiği göz alıcı performanslara dek, yönetmenin belki de başyapıtı diyebileceğimiz “Anayurt Oteli”, kısacası modern bir Türk sineması klasiği konumuna erişti zaman içinde. Etkileyici bir umutsuzluğa savrulmuş, iç burkan bir finalle noktalanan filmde, ekonomik bunalımlarla yoz kasaba zihniyetinin yol açtığı kültür erozyonunda, tekdüze, cinselliksiz, hastalıklı bir yaşama talim eden ‘küçük adam’ Zebercet’in tutulduğu o gizemli kadına duyduğu özlemle, umutsuzca beklemekten öteye geçemeyen ihtiraslı ruh hali, resmen içinden çıkılmaz bir saplantıya ve yalnızlığa dönüşür...

Filmi beğenen, yaşamı boyunca da sıkı bir ‘sinema kuşu’ olduğunu bildiğimiz Yusuf Atılgan’ın, 1971’in (Kafka’nın da ölüm günü olan) 3 haziranında son noktasını koyduğu ve yazdığım en iyi metin ve kesinlikle 12 Mart etkisi yok dediği “Anayurt Oteli”nin geçtiği zamanı (alegorik anlamlar içerecek ölçüde) 1950’lerden 1980’lerin Türkiyesi’ne taşıyan Kavur’un “Anayurt Oteli”ni yıllar sonra bu hafta, sinemada yeniden izlemek kuşkusuz kaçırılmayacak cinsten, ilginç bir seyir deneyimi vaat ediyor meraklısına.

Comment disclaimer