A+ A-

Luigi Pirandello 150 yaşında

.
Paylaş
instela'da paylaş
Yayınlanma tarihi: 13 Haziran 2017 Salı, 09:41

[Haber görseli]Haziran ayı dünya ve İtalyan tiyatrosunun devlerinden Luigi Pirandello’nun 150. doğum gününe denk geliyor. 1867’de Sicilya’da doğan, 1936’da Roma’da ölen, 1934 yılı Nobel edebiyat ödüllü, Sicilya kökenli büyük yazar, bir yandan Commedia dell’Arte biçeminde tiyatronun –Dario Fo gibi- çağdaş uygulamacıları, öte yandan da modernist tiyatronun yaratıcıları arasında yer alıyor.

 Köklü bir eğitim görmüş, şiir ve öykülerle başlamıştı yazarlığa. Romanları da vardır. Oyun yazarlığına geçişi ise 50’li yaşlarına rastlar. 44 oyunda imzası olan yazarı bu seçime yönelten nedenlerden biri karısının uzun bir döneme yayılan deliliği olmalıdır. Düş ve gerçek arasındaki ‘uçurum’un ve -aynı zamanda da- ‘buluşma’nın göstergesi olan delilik, yazarı ‘nesnel gerçeklik’ denilen ve beş duyu yoluyla algılanabildiği ileri sürülegelmiş olan olguyu sorgulamaya yöneltmiştir. Bu sorgulama, sağladığı görsel ve işitsel olanaklarla tiyatro sahnesinin anlatımına çok daha yatkın olacaktır.

 Dram yazarlığında ‘gerçekçi’ akımın en güçlü simgesi olan Ibsen tiyatrosunun etkisine karşı bir tepki oluşturan Pirandello, bizde de sahnelenmiş ‘Liola’ (‘Uçarı’) (1916) gibi, Sicilya kırsalında geçen bir iki gerçekçi oyundan sonra, gerçeğin ‘öznel ve göreceli’ olduğunu göstermeyi amaçlayan bir sahne anlatımı benimsemiştir.

 Böylece, ‘gerçekçi akım’ın ‘gerçekçilik anlayışı’na 20. yüzyılın ilk on yıllarında karşı çıkan ekspresyonizm, gerçeküstücülük, simgecilik, Dadaizm, fütürizm gibi hareketlere benzer bir akım da Pirandello tiyatrosu tarafından oluşturulmuştur. Pirandello tiyatrosu, ‘oyun içinde oyun’ içeren kurgularıyla meta-tiyatroya (üstkurmaca), ‘düşsel’ olanı ya da ‘akıl dışı’ sayılan olguları sahnede somutlaştırmasıyla absürd tiyatroya, gerçekten yaşanan ve düşlenen ya da kurgulanan düzlemleri yan yana getirmesiyle de post-modernist tiyatroya ışık yakar.

 1924 yılında Teatro D’Arte topluluğunu kuran ve bu topluluk için yazdığı oyunlarla Avrupa kentlerinde turneler yapan Pirandello, aynı zamanda Shakespeare ve Moliere gibi, kendi topluluğu için oyun yazan ve sahneleyen ‘yazar tiyatrosu’ olgusunun da bir temsilcisidir.

Yazarın, aralarında ‘Size Nasıl Geliyorsa Öyledir’, ‘IV. Henri’ oyunlarının da bulunduğu tiyatro başyapıtlarının en önemlisi 1921’de yazdığı ‘Altı Kişi Yazarını Arıyor’dur.

Baştan sona tiyatro sahnesinde geçen oyunda sanatçılar Pirandello’nun bir oyununun provasını yapmaktadır. Tam o sırada sahneye altı yabancı kişi fırlar. Bir kadın, bir erkek, bir genç kız, bir delikanlı ve iki çocuktan oluşan bir ailedir onlar. Pirandello’nun kendilerini yazmayı düşündüğü bir oyunun karakterleri olarak tasarladığını, ne ki bir iki sahne yazdıktan sonra oyundan vazgeçtiğini söylerler. Öyküleri yarım bırakıldığı için var olmakla yok olmak arasındaki bir çizgide tutsak kalmışlardır. Tiyatroculardan, kendilerini bir oyunun içine koymasını ve serüvenlerini sonuna dek yaşamalarına olanak sağlamalarını isterler. İki ayrı gerçeklik düzleminden gelen oyun kişileri böylece yan yana getirilir.

Oyunun geri kalan bölümü, karakterlerin öyküsünün sahnede oluşturulmaya çalışılmasıyla geçer. Sonundaysa, gerçek ve kurmaca birbirine dolaşır. Neyin gerçek neyin kurmaca olduğu anlaşılamaz olur. Pirandello, bir yandan da sanat yoluyla üretilen ve ‘gerçekten yaşanan’ arasındaki ilişkiyi tartışmaktadır. Gerçek nedir, kurmaca olan, düşüncede/ düş dünyasında yaratılan nedir? Yazarımız bu iki olgunun iç içe, yan yana var olduğu kanısındadır.

Noktayı koyarken tiyatrocularımıza seslenelim. 2017-18 tiyatro dönemine 150 yaşındaki büyük ustanın bir oyunuyla başlamaya ne dersiniz?

Comment disclaimer