A+ A-

Cellat olmak...

Yeni haftanın ‘artı’sı ‘Çırak’, ‘eksi’siyse ‘Planetarium’ filmi.
Yayınlanma tarihi: 13 Temmuz 2017 Perşembe, 21:10

[Haber görseli]

2011’de yeniden başlatılan “Maymunlar Cehennemi” serisinin üçüncü filmi “War for the Planet of the Apes”in gösterime girdiği bu hafta, Singapur yapımı “Apprentice-Çırak”ı seyretmeyi yeğledim ben. Genç yönetmen Boo Junfeng’in 2016 Cannes festivalinin ‘Belirli Bir Bakış’ bölümünde ilk kez seyirci karşısına çıkmış ve alkışlanmış, ikinci uzun metrajıymış “Çırak”. Aslında oldukça asap bozucu konusuna karşın seyircinin başından sonuna dek perdeden gözünü alamayarak seyrettiği “Çırak”da, atandığı büyük bir cezaevinde göreve yeni başlayan acemi memur Aiman’ın dramatik hikâyesini özene bezene anlatıyor genç yönetmen Boo Junfeng.

Yer yer belgeselimsi tonlarda seyreden, İngiliz ciddiyeti ve titizliğiyle çekilmiş, kuşkusuz seyre değer bir film izlenimini başından itibaren veren “Çırak”, zaten İngiliz Milletler Topluluğu (Communwealth) üyesi, modern ve uygar bir Uzakdoğu ülkesinden çıkagelen bir film. Ancak idam cezası (hem de yağlı urganla asılarak) halen geçerliymiş Singapur’da bu filmden öğrendiğimize göre. Vaktiyle idam edilmiş katil babası yerine ablasıyla dedesi tarafından büyütülmüş Aiman, ordudan ayrılıp gardiyanlığı yeğleyerek hapishanede çalışmayı seçmiş, kafası epeyce karışık, sorunlu bir delikanlı. Yıllar yılı ona ve dedesine-ninesine baktığı için evde kalmış ablasının, ilişki kurduğu John’la evlenerek Avustralya’ya taşınmasını oldukça güç hazmedebilen Aiman yeni işinde, uzun yıllardan beri cezaevinin baş infaz memuru (yani celladı) olarak çalışmış ve artık emekliliğine hazırlanan, feleğin çemberinden geçmiş, yaşlı ve çok deneyimli Rahim’in çırağı olması önerisini kabul eder. Ancak Aiman’ın babasının, bizzat kendi elleriyle asılmış bir katil olduğu gerçeğini belirtmeden işe girdiğini fark eden ve arabasıyla sürat yapmayı seven Rahim, bu durumu açıklayamadan bir gece vakti ansızın trafik kazası yapıp komaya girince genç Aiman da sonunda ustası Rahim’in yerine cezaevinin baş celladı oluveriyor, kaderin cilvesiyle.

Karakterlerinden olay örgüsüne, kamera hareketlerinden görüntü düzenlemesine, oyunculuk çabalarından akıcı montajına dek derdini düzgün, temiz ve tıkırında anlatan “Çırak”, baştan sona usta işi bir yönetmenlik gösterisi halinde seyreden, göz dolduran, ilginç bir film özetle.

Hayaletlerle iletişim ‘Planetarıum’

Polonya kökenli Fransız yönetmen Rebecca Zlotowski’nin, senaryosunu ödüllü senarist Robin Campillo’yla beraber yazıp yönettiği “Planetarium”, 1930’lu yıllarda Avrupa’da turneye çıkmış, ruhlar âlemine girebilen, doğaüstü güçlere sahip Amerikalı iki kız kardeşin (organizatör büyük kardeşi ünlü Natalie Portman, hayaletlerle iletişim kurabilen küçüğüyse Johnny Depp’le Vanessa Paradis’nin kızı Lily-Rose Depp oynuyor) gizemli hikâyesini aktaran ve aynı anda çok fazla olaya, duruma değinmeyi deneyen, çok temalı- kahramanlı bir dönem filmi. Yakında patlayacak büyük 2. Dünya Savaşı tehlikesinin ufukta belirdiği, Nazizm celladı eliyle kitlesel ölüm, kıyım, acı ve yıkımlara davetiye çıkarıldığı, karanlık ve karmaşık bir dönemin Paris’indeki Bernard Natan adındaki uyanık bir film yapımcısı, 19. yüzyılda Amerika’da yaşamış Fox kızkardeşlerden esinlenilmiş bu kardeşlerin hayalet ve ruh çağırma gösterilerini filme çekmek isterken asıl medyum olan küçük kardeş yakın zamanda dünyada çok korkunç olayların meydana geleceğini öngörerek ölüyor final öncesinde. Öteden beri spiritüalizmle, sihirle yakından ilgilenmiş sinemada (Macar usta Istvan Szabo’nun “Hanussen”i gibi) yapılmış kimi nitelikli örneklerin yanına yaklaşamayan, iddialı, gösterişli ama pek anlaşılamayan, havada kalmış, hatta meraklısını hayal kırıklığına uğratan, boş bir çaba olmaktan öteye geçemiyor “Planetarium”, hem hikâyesi, anlatımı, hem de görsellik bakımından hiç etkileyici ve ikna edici olamıyor.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer