A+ A-

Sarsıcı bir kayıp öyküsü

Farhadi’nin keskin gözlemciliği ve sağlam tekniği, birinci sınıf diyalog yazarlığıyla birleşince ortaya kolay kolay unutulmayacak filmler çıkıyor. Tıpkı “Elly Hakkında” gibi.
Yayınlanma tarihi: 24 Eylül 2017 Pazar, 21:25

[Haber görseli]

İran sinemasının günümüzdeki en popüler ismi Asghar Farhadi bu haklı ünü sadece kazandığı iki Oscar ödülüne borçlu değil. Üstelik iş ödüllerini saymaya gelirse Oscar’ların buzdağının görünen kısmı olduğunu anlayıveririz hemen. Farhadi, Cannes’dan Berlin’e dünyanın en önemli festivallerinden çok önemli payeler toplamış, geçen 15 yıl içinde 80’den fazla ödül almış bir sinemacı. Ama dediğim gibi, ödüller işin ‘sonuç’ kısmı, onu önemli kılan asıl sebepler sinemasında, kurduğu dünyada, anlattıklarında... Her şeyden önce Farhadi’nin son derece sağlam bir tekniği var. Dramatik yapıyı mükemmel denecek biçimde çatıyor ve olay örgüsüyle karakterlerin gelişimini neredeyse hiç açık vermeyecek derecede iyi ve doğru işliyor. Bu anlamda sadece güçlü bir gözlemci değil, Antik Yunan’dan bu yana gelen, değişimlere uğrasa da temeli aynı kalan drama olgusunu çok iyi biliyor. Onu Avrupa ve Amerika gibi Batılı medeniyetlerde de popüler kılan şeylerden biri şüphesiz bu özelliği.

Farhadi’nin 2009 tarihli, ona Berlin’de En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran filmi “Elly Hakkında” (Darbareye Elly) üç günlük bir tatil için kıyıdaki bir villayı kiralayan bir grup arkadaşın başlarından geçenleri anlatıyor. Çoluk çocuk üç - dört aile yola çıkan grupta boşanmış bir erkekle (Ahmet), çocuklardan birinin öğretmeni olan genç bir kadın da (Elly) vardır ve tatilin ikinci günü bu genç kadının kaybolmasıyla işler sarpa saracaktır. Elly’yi davet eden Sepideh’in başından beri bildiği bazı gerçekleri (Elly’nin nişanlı olması gibi) kendine saklaması ve villada kalabilmeleri için söylediği masum (!) yalanlar (Elly ve Ahmet’in yeni evli olduklarını söyler, villayı onlara kiralasınlar diye) tek tek tüm grubun ayağına dolanmaya başlar ve kısa sürede herkes birbirini suçlamaya, kavga etmeye koyulur.

Filmin adı her ne kadar “Elly Hakkında” olsa da Farhadi’nin anlattığı şey aslında diğerleri hakkındadır. Toplum hakkında, toplumsal kanaatler, ahlak anlayışı ve tüm bunların bireyde, bireysel ilişkilerde yarattığı deformasyon hakkında... Tahran’ın üst orta sınıfına ait bireylerin dünyasında gezinen Farhadi (ki hemen tüm filmlerinde bu kesimin hikâyelerine rastlarız) belki vatandaşı Jafar Panahi kadar muhalif bir bakış açısına sahip değil ve Kiarostami kadar da devrimci bir sinema anlayışı yok ama ele aldığı karakterleri ve onların yaşamlarını çok iyi bildiği açık. Bu keskin gözlemciliği ve sağlam tekniği, birinci sınıf diyalog yazarlığıyla birleşince de ortaya kolay kolay unutulmayacak filmler çıkıyor haliyle. Tıpkı “Elly Hakkında” gibi.

Farhadi’nin kadınları

Son olarak şu noktaya da parmak basalım: Farhadi’nin filmlerinde kadınların çok önemli bir yeri var. İstanbul’a geldiğinde kendisine sorduğum bir soru üzerine “Kadınlar geçek devrimcilerdir” demişti ve bunu da boşuna söylemediğini anlıyoruz. Dikkat edilecek olursa tüm filmlerinde olay örgüsünün ilerlemesi ya da kimi kırılma anları hep kadınların eylemleri ya da söyledikleriyle oluyor. Bu filmde örneğin Sepideh’in çevirdiği dolaplar tüm hikâyenin akışını bellirliyor ve sonuna kadar da izleyici en çok onun adımlarını takip ediyor. İnsanın aklına ister istemez kadın karakter yazmayı pek beceremeyen sinemacılarımız düşüyor… Doğrusunu söylemek gerekirse kadın karakterleri sadece hikâyenin bir yan unsuru gibi tasarlayıp, çoğu zaman da cinsel bir fantezinin uzantısı gibi gören yönetmenlerin, kadını tüm filmin merkezine koyan ve itici güç olarak tasarlayan Farhadi’nin filmlerini izlemeleri hepimiz için daha hayırlı olmaz mı, ne dersiniz?

Comment disclaimer