A+ A-

‘Gönül Çelen’in beyazperde versiyonu

SalInger uyarlaması ‘Çavdar Tarlasındaki Asi’ ikinci haftasında...
Yayınlanma tarihi: 13 Ekim 2017 Cuma, 04:44

Filmekimi’nde kaçırıp sonradan gördüğüm “Çavdar Tarlasındaki Asi”yi ilginç kılan, 20 yüzyıl Amerikan edebiyatının efsanevi yazarlarından münzevi J.D. Salinger’ın gönül kırıklarıyla geçen gençliğini, travmatik 2. Dünya savaşı yılları dönemini ve zamanında çok satıp bir kültür fenomenine dönüşmüş başyapıtı “The Catcher in the Rye” romanının epeyce sancılı yazılış sürecini konu edinmesiydi kuşkusuz.

‘İç ses’...

Yedinci sanat bakımından çok da önem taşımasa da, senarist-yönetmen Danny Strong’un, Kenneth Slawenski imzalı “J.D. Salinger: A Life” adlı biyografik kitaptan “Rebel in the Rye-Çavdar Tarlasındaki Asi” adıyla sinemaya uyarladığı film, zorlu yazarlık kariyeriyle normal yaşama uğraşı arasında kalakalmış Salinger’ın (Nicholas Hoult) ‘iç sesi’yle anlatılmış, zamanındaki edebi hayalciliğe ve kalıplara karşı çıkan yazarın eserlerinden alıntılanmış tümcelerle derinlik kazandırılmaya çalışılmış, bir dönem filmi olmanın hakkını verse de genelde pek vasatı aşamayan bir biyografik film.

Yahudi baba, İrlandalı annenin oğlu Jerome David Salinger’ın (1919-2010) kendini örnek alarak kısa hikâyelerinde yarattığı Holden Caufield karakterini geliştirip (daha önce William Saroyan’la, John Cheveer’i de keşfetmiş olan) Columbia üniversitesindeki akıl hocası ve sonunda ‘kendi sesi’ni bulmasını ve hayatta hep reddolunmayla baş etmesini de sağlayacak, yaratıcı yazarlık öğretmeni Whit Burnett’in (filmin ağır topu, mükemmel Kevin Spacey her zamanki çıtasını daha da yükseltiyor) ısrarlı yönlendirmeleriyle bütün ABD gençliğini etkileyecek bir kahramana dönüştürerek sonunda “The Catcher in the Rye”ı yazmasını hikâye eden film, 1939’da başlıyor.

Babasının (Victor Garber) etsüt satıcısı yapmak istediği ama annesinin (Hope Davis) desteğiyle Columbia’da yazarlık eğitimi alırken Greenwich Village kafelerinde takılıp tiyatro yazarı Eugene O’Neill’in kızı Oona’ya (Zoey Deutch) gönlünü kaptıran ama Oona’nın nerdeyse babası yaşındaki Chaplin ustayla evlenmesiyle yaşadığı aşk acısını hemen askere yazılıp Normandiya çıkartmasına katılarak ve ağır savaş kabusları yaşayarak atlatıyor gazi Holden’imiz. Almanya’dan koluna taktığı ama hemen ayrılacağı ilk karısı ‘Nazi’ Sylvia’yla evine dönüyor 1946’da. Savaş cehenneminde ‘ruhunu ele geçiren şiddet’ten arınmak için meditasyon yapmaya başlıyor Zen Budizm’le tanışmasının ardından.

Öfke ve yalnızlık...

Bu arada Claire’le (Lucy Bounton) ikinci evliliğini yapıp 2 çocuk babası olur ama kocalığı da, babalığı da pek beceremez doğru dürüst. İnsanın bütün zamanını alan yazarlık uğraşı başka işlere elvermez çünkü.

Budist hocası sayesinde tekrar yazmaya odaklanarak tamamladığı romanını 1951’de bastırıyor nihayet. Salinger’in, tüm öfkesini, yalnızlığını ve bireysel başkaldırısını yansıttığı unutulmaz Holden karakterinin fanatik hayranları yolunu filan keserek yazarı ürkütünce Salinger yeni eserler yayımlamayı reddedip New Hampshire’da inzivaya çekiliyor. Yazmayı sürdürse de yayımlamaktan, demeç vermekten filan kesinkes vazgeçiyor üstat..

Kevin Spacey faktörü

Bizim kuşağın vaktiyle “Gönül Çelen” adlı, Adnan Benk çevirisinden okuduğu “Çavdar Tarlasındaki Çocuklar”dan mülhem bu film, Salinger olayındaki yazarlık tutkusunun kararlı bir vazgeçişe ve gönülsüzlüğe dönüşmesini yeterince etkili anlatamasa da (hatta yer yer yapay ve tekdüze bir TV filmi sıradanlığına bürünse de) özellikle Kevin Spacey faktörüyle, meraklısınca baştan sona ilgiyle seyrediliyor yine de. New Yorker, Esquire, Post gibi dergilerde çıkmış kısa hikâyelerinde kendine özgü üslubuyla, yaşama anlam katmaya çalışsa da yalnızlık duygusuyla iletişim zorluğu çekmekten kurtulamayan kahramanlarının psişik davranışlarını vurgular Salinger. Basılmış az sayıdaki eserlerinde (“Çavdar” 1951,”9 Hikâye” 1953, “Franny ve Zooey” 1961, “Çatı Kirişlerini Yükselt, Marangozlar ve Seymour: Bir Giriş” 1963) büyük kent gençliğinin düş kırıklıklarını dile getirmiş, ününün doruğundayken bile isteye dünyadan el etek çekmiş büyük yazar J(ön) D(evrimci) Salinger’i hiç okumamış olan sinemaseverlere bu münzevi dahi hakkında bir fikir verebilir, Danny Strong imzalı bu orta karar biyografik film.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer