Kapat
A+ A-

Görülesi bir ‘neo-noir’...

Haftanın filmi ‘You Were Never Really Here’ bugün başlıyor.
Yayınlanma tarihi: 24 Mayıs 2018 Perşembe, 22:13

[Haber görseli]

Tayfun Pirselimoğlu’na son İstanbul Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü kazandıran “Yol Kenarı”yla Kudret Sabancı’nın ülkemizin ilk uçak tasarımcısı Vecihi Hürkuş’un hayatını anlattığı “Hürkuş: Göklerdeki Kahraman” ve “Yıldız Savaşları” zincirinin son halkası “Han Solo: Bir Star Wars Hikâyesi” gibi filmlerin bugün gösterime girdiği yeni haftanın sıkı sinemaseverlere salık verilecek asıl bombasıysa “You Were Never Really Here”.

Başarılı kısa filmlerinin ardından uzun metraja geçip “Ratcatcher” (1999), “Morvern Callar” (2002) ve özellikle hem seyircilerce hem de eleştirmenlerce beğenilen “Kevin Hakkında Konuşmalıyız”ıyla (2011) dikkati çeken İngiliz yönetmen Lynne Ramsay, 2017 Cannes’ında en iyi senaryo ve erkek oyuncu ödüllerini alan dördüncü filmi “Hiçbir Zaman Burda Değildin”i Amerikalı yazar Jonathan Ames’in kitabından serbestçe uyarlamış. Epeyce sorunlu çocukluğundan itibaren yaşadığı travmaların zihnini-bedenini yara-bere içinde bıraktığı, ordudayken Ortadoğu cehennemindeki şiddeti-vahşeti yakından görmüş, FBI ajanıyken de insan kaçakçılığının yol açtığı acılara tanık olmuş, az konuşan, gizemli, ketum bir tetikçi olan Joe’nun (1990’ların başında genç yaşta aşırı dozdan ölüp giden, unutulmuş yakışıklı River Phoenix‘in ‘tavşan dudaklı’ kardeşi Joaquin Phoenix, kiralık katil Joe rolündeki ödüllük performansıyla kuşkusuz filmin lokomotifi) New York’ta geçen karanlık hikâyesine odaklanarak gizemli, kasvetli bir karakterin derinliklerine doğru yollandığımız filmde geçmişle bugünün iç içe geçtiği, yoğun, karmaşık bir atmosfer ağır basıyor. Bölük pörçük imgeler, sesler, görüntülerle yer yer bölünen olay örgüsü belli belirsiz, diyaloglar da oldukça az. Şiddetin hem faili hem de mağduru olan Joe’nun küçük kızların alınıp satıldığı, yeniden New York-Manhattan valiliğine aday olmaya hazırlanan düzenin yoz yöneticisi, sübyancı Williams’la (John Doman) gözü kara siyasetçilerin yönlendirdiği ‘derin devlet’ hafiyelerinin de işin içine karıştığı bir fuhuş çetesinin eline kızını kaptırmış senatör Votto’nun (Alex Manette) kızı Nina’yı (Ekaterina Samsanov) bulup kurtarma görevine soyunduğu film o beylik kaçırılma-kurtarma klişesinden sıyrılıp tetikçi kahramanımızın değişken ruh hallerine yoğunlaşıyor giderek.

Hızlı, dokunaklı...

TV’de seyrettiği “Sapık”tan ürkmüş, öldürülecek olan yaşlı annesiyle (Judith Roberts) hayırlı evlat Joe’nun sıcak ilişkisinin duygusal bir derinlik kattığı, derdini diyaloglardan çok azalmayan bir görselişitsel yetkinlikteki o seyirciyi baştan sona sarıp sarmalayan, hızlı, dokunaklı üslubuyla (ve Hitchcock göndermeleriyle) anlatan film, başarılı kamera-müzik kullanımı, işlek montajı, Joaquin Phoenix’in başını çektiği oyuncu kadrosunun yorumları ve zengin görselliğiyle doğrusu meraklısına büyük bir seyir zevki sunuyor 1.5 saat süresince. Filmin şahane müzikleriyse giderek film müzikleme konusunda iyice ustalaşmakta olan, Radiohead grubundan hayranı olduğumuz gitarist besteci Jonny Greenwood’a ait. Ses tasarımcısı Paul Davies’in katkısına da dikkat.

Kameraman Tom Townend’in başarılı görüntüleriyle nerdeyse atbaşı giderek filmin anlatımına ivme kazandıran müziklerinden ışıklarına, kadrajlarından mekân kullanımına, akışı bölen rüyavari geriye dönüş sahnelerine ve oyuncu yönetimindeki tamamen güçlü bir yönetmenliğin eseri olan “Hiçbir Zaman Burada Değildin”, kadın yönetmen Lynne Ramsay’in “Kevin Hakkında Konuşmalıyız”ını da aşan, yeni bir başarısı. Sonunda, erkekliğin dayattığı ve şiddetin baskın olduğu bir düzende, baba ya da her çeşitten yozlaşmış iktidar baskısına ve seks ticaretine karşı mücadele eden ve kurtuluşu için eril gücü seçmiş olan küçük Nina’nın umulmadık yengisiyle sona eren filmde, geçmişe saplanıp kalmış, yitik benliğine gömülmüş, o ağlanası acizliğinden ancak o sözüm ona kötülerden kurtaracağı Nina’dan güç alarak sıyrılıyor Joe’muz yeni, güzel bir güne başlarken finalde. Joe’nun geçmişteki travmalarının kısa kısa flashback’lerle aralara sıkıştırıldığı film, alışılmış klişelere sırt çevirmiş (kimi zaman aşırıya kaçsa da hakkının teslim edilmesi gereken) yaratıcı, yenilikçi bir yönetmenin özgün stilinin doruğa çıktığı, görülesi bir ‘neo-noir’ çeşitlemesi olarak şimdiden belleğimizdeki yerini aldı.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer