Kapat
A+ A-

Çevrecinin yobazı

OSMAN İKİZ /İSVEÇ (Stockholm)
Yayınlanma tarihi: 10 Şubat 2019 Pazar, 13:22

Bir yığın kitap aldım, belgeselleri de dijital arşivde topladım. Başka çarem kalmadı, bu kuzey kafasını çözmem gerekiyor. Hayatımın artık yarısından fazlası burada geçti diyebilirim ama, hâlâ anlamakta zorlandığım o kadar çok şey var ki, kendime kızıyorum. Oysa Türkiye’den gelen turistleri dinledikçe hayretten şaşırıp kalıyorum. Birkaç günde nasıl çözüyorlar İsveç’i, İsveçliler’i hayret ediyorum. Hayran kalıyorum. Bazıları sosyal medyada yazıveriyor, “İsveç beyaz gelinliğini giydi, Stockholm masal şehri gibi.” Bunları okuyunca kıskançlıktan çatlıyorum. Şu masal şehrinin tadını çıkarayım dediğimde ise dışarı çıkmamla dönüp eve kapanmam bir oluyor. Soğuğun çok sağlıklı olduğunu söyleyenler var ama bana pek akıllıca gelmiyor. Hadi söylenenleri ciddiye alıp, küçük bir sağlık gezisi yapmaya kalksam nerede yürüyeceğim. Şehir içinde oturduğuma göre çıkıp yaya kaldırımlarında turlayacağım. Ama gözüm yemiyor. Neden mi?

Düşüp kolunu bacağını kıran kırana

Yaya kaldırımları buz tutmuş. Yaya kaldırımının yanından geçen bisiklet yolu ise pırıl pırıl. Bu görüntü benim sinirlerimi ayağa kaldırıyor. Millet yaya kaldırımında düşmemek için dans eder gibi yürürken, eksi derecelerde bisikletlerine binen İsveçliler milletin yanından vızır vızır geçip gidiyor. Bisiklet yollarının her gün temizlenmesini sağlayan Stockholm Belediyesi’nde yollarla ilgili daireye bakan Çevre Partili. Efendim adam, işe otomobille gitmek yerine bisikletle gidilsin diye bisiklet yollarını temizletiyormuş. Adamın, metro istasyonuna kadar gidecek insanları düşündüğü yok. Böyle çevreciye ben “yobaz’’ diyorum ama, çevreme söyleyemiyorum. Şimdi herkes çevreci olmak zorunda ya, sıkıysan ağzını aç. Acaba ben mi haksızım diye kendimi sorgulamıyor değilim. Ama bir türlü böyle çevreciliğe aklım yatmıyor. Tabii burası İsveç, yapılan mutlaka doğrudur diye de düşünüyorum doğrusu.

Neyse, geçen gün bir İsveçli de benim gibi isyan etti. O da Çevre Partisi’ne verdi veriştirdi. Gazetelere bile haber oldu. Dikkatle okudum. Hemşire hanım İsveçli, şehir merkezindeki hastanenin ortopedi bölümünde çalışıyormuş. “Şu anda bizim bölümde yaya kaldırımlarında düşüp kolunu bacağı kıran 200 kişi yatıyor. Yaya kaldırımları dururken, bisiklet yollarını temizlemeniz tam bir rezalet” diye isyan etti. Peki, hemşire isyan etti de ne oldu. Hiçbir şey. Yaya kaldırımları ara sıra temizleniyor. Rutini değiştirmek kolay değil. İşi yapanlar özel şirketler. Belediye ile nasıl anlaşmışlarsa iş öyle sürdürülüyor. Eskiden nasıldı, özelleştirme furyasından sonra neler oldu, o konuya girmesem iyi olur. Önce İsveç’i öğreneyim Bu arada yılan sevmeyi öğrenmem gerektiği de söyleniyor.

Misafir yılanlar...

Evde neden yılan beslenir onu da hiç anlamadım. Her yıl 5-6 kez gazetelerde haber olur. Örneğin, “Gunilla Hanım klozetin kapağını kaldırdı, piton ile burun buruna geldi.” Böylesi başlıklarla haberler okuruz. Gunilla Hanım şoka uğrar ama telefon etmeyi becerir, ilgililer gelip yılanı alır gider. Bu haberler sürer gider ama kimseden “Yılanların evimi ziyaret etmesini istemiyorum” diye bir protesto sesi çıkmaz. Ben ise acaba komşunun evinde yılan var mı, acaba bir gün bize de misafir gelir mi diye diken üstünde yaşıyorum. Derdimi kimseye anlatamıyorum. Yakın çevremdekiler de beni ciddiye almıyorlar.

Zaten çocukları ilkokulda hayvanat bahçesine götürüp yılan okşatıyorlar. Böylelikle yılanı korkulacak bir hayvan olmaktan çıkarıyorlar. Bana da tavsiye ettiler. Gidip yılanı okşayacakmışım. Yahu sinsi, entrikacı, arkadan iş çeviren insanları “Yılan gibi” diye tanımlayarak büyümüşüz, yılanı nasıl severim. Zaten ilk geldiğim yıllarda gazetede okuduğum haberden sonra bu yılan meselesine takmıştım. Haber fotoğraflıydı. Bir banyo küvetinde boğa yılanı yatıyordu, üç kadın da eğilmiş yılana bakıyordu. Efendim kadınlardan ikisi sosyal hizmet görevlisiymiş. Üçüncüsü de evin kadını. Görevliler ailenin yılana iyi bakıp bakmadığını denetlemeye gelmişler. Okuyunca şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. “Burada uyuşmazlık yaşayacağım” diye de düşünmüştüm doğrusu. Kuş, kedi, köpek tamam da yılanı doğadan alıp eve kapatmayı anlamadım. Anlamaya da niyetim yok.

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Osman İkiz