Kapat
A+ A-

‘Gençlerin özgürlük bayrağını yükseltme zamanı’

37. İstanbul Film Festivali'nin konuğu olarak gelen, 60'lı yılların İngilteresindeki müthiş kültür devrimini anlatan “My Generation” belgeselinin yönetmeni David Batty ile 'zincirlerini kırmak' üzerine bir söyleşi.
Yayınlanma tarihi: 10 Nisan 2018 Salı, 13:00

“Annem temizlikçi, babam balık pazarında hamaldı, benim de onun izinden gitmem bekleniyordu ama balık kokusunu sevmiyordum” diyor şahane Michael Caine gayet 'cool' bir ifadeyle. Zaten 60'lı yılların İngilteresindeki pop kültür devrimini anlatan “My Generation”ın baş tanığı olarak esprileri ve elbette şahane anılarıyla belgeseli sürüklüyor. 37. İstanbul Film Festivali'nin konuğu olarak şehrimize gelen filmin yönetmeni David Batty de ayağını burktuğu için seyahat edemeyen Michael Caine'ın selamını iletiyor. Kendisi de 60'lı yıllarda 'zincirlerini kırmayı' başaran işçi sınıfı bir ailenin çocuğu olarak “O dönem sayesinde buradayım. Film de eğlenceli olduğu kadar bu devrimin güncesi aslında. Gençlerin inisiyatifi ele alarak değişimi başlatması” diyor.

Adını Who'nun ünlü şarkısından alan “My Generation”, Marianne Faithfull, Roger Daltry, David Bailey ve Paul McCartney misali efsane isimlerden korsan yayınıyla o dönem ortalığı sallayan Radio Caroline'a uzanan değişimleri hatırlatıyor. “O zamanlarki katı muhafazakar anlayış, şimdilerde karikatürize edilen soylu İngiliz sınıfının baskısı ve yasaklar düşünüldüğünde müthiş bir değişim yaşanmış. Resmen sınıfsal bir deprem! Her şey Michael Caine'in anılarını anlatarak yeni kuşaklara ilham kaynağı olmak istemesiyle başladı. Çünkü o dönem işçi sınıfından birisinin oyuncu olması çok zordu. Şimdi bile çoğu oyuncu Benedict Cumberbatch gibi zengin ve ayrıcalıklı sınıftan geliyor” diyor ve American Idol misali TV şovlarına da imza atan ünlü müzik yapımcısı Simon Fuller'ın ortaklığıyla filmin gerçekleştiğini söylüyor. 1950'li yılların melon şapkalı ve bastonlu, isli puslu ortamından gençliğin rengarenk bir aleme geçişini resmeden inanılmaz bir arşiv var, “Yönetmen Richard Lester'ın garajında bulduklarımız gibi ayrıca kişisel arşivlerde görülmemiş şeyler keşfetmek müthişti. Ama o kadar azını kullanabildik ki, TV dizisi yapacağız ve daha derine inebileceğiz” diyor. Ne kadar derine? Çünkü film keyifli akışına rağmen derinlikli bir sosyal analize kalkışmıyor. Ülkesindeki Brexit ve dünyada da yükselen sağ hareketten hayli tedirgin, “Birleşeceğimize dağılıyoruz ama ben gençlerden umutluyum, bayrağı devralacaklar” dediğinde günümüzdeki acımasız kapitalizminden söz açmak elzem oluyor. 2. Dünya Savaşı sonrası, İngiltere İşçi Partisi'nin girişimleriyle eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların garantiye alınmasıyla değişim kaçınılmazdı. Oysa küreselleşen bu dünyada yine herkes can derdinde. Yine de iyimser: “Malesef öyle, artık yeni bir Soğuk Savaş dönemi var ama her şeyin tıkandığı yerde bir patlama olacaktır, eski kuşak yerini gençlere bırakmak zorunda.”

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer