A+ A-

Rüşvet her kapıyı açar

Rüşvet ve adaletsizlik üstüne, ödüllü bir İran filmi gösterimde: ‘İnatçı Bir Adam’.
Yayınlanma tarihi: 10 Mayıs 2018 Perşembe, 22:10

[Haber görseli]

“Dostun Evi Nerede”,”Hayat Sürüyor”,”Zeytin Ağaçları Altında” üçlemesi ve “Yakın Plan”,”Kirazın Tadı” gibi başarılı filmleriyle tanınan, ünlü yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin bir saptamasına göre İran, dünyaya petrol, halı, fıstık ve sinema ihraç eden bir ülkedir. 1990’lardan beri özgün ve ilginç filmleriyle dünya sinemasında önemli bir yer edinmiştir İran sineması bilindiği gibi. A. Kiyarüstemi’nin başını çektiği, Muhsin Mahmelbaf, Mecid Mecidi, Cafer Panahi, Amir Naderi ve 3 gün önce başlayan Cannes festivalinin açılış filminin yönetmeni Asgar Farhadi gibi uluslararası festivallerde büyük başarılar kazanan yaratıcı yönetmenler çıkaran İran sineması, modernizmi geleneklerle örtüştürerek ve çeşitli imkânsızlıkları lehine kullanmanın da üstesinden gelerek öne çıktı bütün dünyada.

İnançla modernizm arasında...

İran filmlerinin özgünlüğü, içtenliği, büyük ölçüde biçemlerinden kaynaklanmaktadır ve bu biçem, kurmacayla nerdeyse belgesel düzeyinde bir gerçekçiliğin harmanlanmasından, teknolojik yeniliklere pek yüz vermeksizin doğallığın yeğlenmesinden, yalın müzikle, doğal ışıkla, genellikle amatör oyuncularla çalışma tavrından ve yinelemelere yer veren minimalist bir yaklaşımın ürünü olan duru mizansenlerden oluşmaktadır. İnançla modernizm arasında süregelen, gizli ya da açık tartışmalarda gözardı edilen sorunlara kamera tutan, çağdaş değerlerin ideolojik ve ahlaki olarak sorgulandığı, alışıldık kurmaca yaklaşımıyla gerçekçilik tavrının kaynaşmasının ürünü İran filmlerinin bize ulaşan son örneği geçen hafta gösterime giren “Lerd-İnatçı Bir Adam” oldu. 2017 Cannes’da ‘Belirli Bir Bakış’ bölümünün en iyi filmi seçilmiş “İnatçı Bir Adam”ı, sosyoloji eğitiminin ardından kısa film ve belgeseller çekerek sinemaya başlayıp 2002 tarihli “Gagooman”la uzun metraj yönetmenliğine geçmiş, 1973-Şiraz doğumlu yönetmen Muhammed Rasulof yazıp çekmiş. Filmde, büyük kentteki üniversite hocalığından ayrılıp kuzey İran’ın kırsal kesimindeki bir gölet kenarında kırmızı balık (Goldfish) üreticiliği yaptığı, karısı kız lisesi müdiresi Hadis (Sudabe Beyza) ve tipik bir zamane çocuğu olan küçük oğluyla birlikte sakin, namuslu bir hayat sürmeyi yeğlemiş Rıza (Rıza Aklagirad), bir yandan bankaya olan borcunu ödeyebilmek derdindedir, öte yandan eviyle arazisine göz dikmiş, mafyadan farksız bir şirketin, tehditlerine, korkutmacalarına maruz kaldığı bekçisi, sahte raporlarla işini yürüten’keş’ Abbas’la (Nasim Adabi) başı beladadır. Özetle dingin bir köy yaşamını seçmiş ama şirketçe suyu kesilip balıkları da zehirlenen, kendi halindeki, rüşvete karşı olan, dürüst ahlaklı bir aydın-çiftçinin akıntıya karşı kürek çekerek adalet arayışını hikâye eden “İnatçı Bir Adam”, seyrederken beyaz perdede olana- bitene, zorbalıklara, canlandırılan zalimliklere karşı izleyicide bir isyan duygusu uyandıran, kimi gerilimli anlara da sahip, iyi çekilmiş ve oynanmış, içeriğinin yanı sıra görselliğiyle de göz dolduran, izlenmeye değer, sıkı bir şark dramı.

116 dakika...

Memurundan yargıcına, polisinden gardiyanına ve bankacısınadek herkesin rüşvetle iş gördüğü, çürüme, yolsuzluk ve adaletsizliğin egemen olduğu, ırkçılığın, mezhepçiliğin, yozlaşmanın kol gezdiği, okulundan atılıp intiharına neden olunduktan sonra gömüleceği mezarlık dahi bulunamayan gayrimüslim vatandaşların da zenci muamelesi gördüğü bir bozuk düzen tasvirinde (ve yer yer bize bizi anımsatarak) seyreden “İnatçı Bir Adam” (Farsçadan doğru çevirisiyle Lerd-Dürüst Bir Adam), özellikle başrollerdeki Sudabe Beyza’yla Rıza Aklagirad çiftinin yorumlarıyla etkileyici oluyor ve bugünkü düzende kısaca paranın ahlaka üstün geldiği mesajını gözümüze sokarak seyircisini salondan uğurluyor 116 dakikanın ardından. 5 yüzyılı aşkın bir süredir dost kaldığımız, doğu komşumuz hakkında oldukça eleştirel bir yaklaşımla çekilmiş ve küçük adamın dengesi şaşıp iyice yozlaşmış bir adalet sistemiyle nafile mücadelesi ekseninde geçen bu İran yapımı, klişe ifadeyle haftanın filmi nitelemesini hak ediyor bence.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer