Kapat
A+ A-

Tutuklu avukatların tümü tahliye edildi... Halkın Hukuk Bürosu'ndan ilk açıklama

Avukat Hasan Fehmi Demir firari Savcı Zekeriya’ya Öz’ün Osman’ım diyerek sevdiği Osman Yıldırım'ın bile avukatların yargılandığı dosyada tanık olabileceğini söyledi. Savcı mütalaasına tepki gösteren avukat Selçuk Kozağaçlı, "Kovalasanız da bu ülkeden kaçmayız" dedi. Ara kararda tutuklu tüm avukatlar tahliye edildi.
Yayınlanma tarihi: 14 Eylül 2018 Cuma, 15:32

 [Haber görseli]

Halkın Hukuk Bürosu (HHB) ve KHK ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 17’si tutuklu 20 avukatın “Terör örgütü üyeliği” ve “Silahlı terör örgütü yöneticiliği" suçlamasıyla yargılandığı dava Silivri Cezaevi karşısında bulunan duruşma salonunda görülmeye başlandı. Savunma avukatlarından Hasan Fehmi Demir dosyadaki gizli tanıkların Ergenekon davasından devşirme olduğunu söyleyerek, “Zekeriya Öz’ün, ‘Osman’ım’ dediği kişi Osman Yıldırım bu dosyanın tanığı olabilir. Osman Yıldırım şimdi başka suçtan tutukludur. Gizli tanıkların kaynağı bataklıktaki kişilerdi” dedi.

Mahkeme ara kararda tutuklu avukatların tümünün tahliyesine karar verdi. Halkın Hukuk Bürosu'ndan yapılan ilk açıklamada, "Halkın tutuklu avukatların tümü bugünkü duruşmada tahliye edildiler.. Halkın avukatlarını sahiplenen halkımıza ve meslektaşlarımıza teşekkür ederiz. Yargılanan değil yargılayan oldular. Halkın haklarını ve devrimciliği savundular.. Haklıyız Kazanacağız..." denildi.

 

 

DURUŞMADA YAŞANANLAR:

Duruşma öncesi gerginlik

Sabahın erken saatlerinde çok sayıda avukat ve sanık yakınları Silivri’ye akın etti. Silivri Cezaevi’ne giden ana yolda jandarma araç kontrolü yaptı. Tüm yurttaşların kimliklerine bakarak, Genel Bilgi Toplama (GBT) sorgulaması yapan jandarma avukatlara da GBT yapmak isteyince tartışma çıktı. Avukatlar GBT yaptırmadan duruşma salonunun olduğu yere geçti. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’da duruşmayı izledi.

‘Savcının elinde ciddi bir belge yok’

Duruşmada ilk olarak tutuklu avukat ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın avukatı Hasan Fehmi Demir savunma yaptı. Ceza muhakemesinde nelerin delil olup, delil olarak dosyaya koyulamayacağının çok önemli olduğunu söyleyen Demir, “Deliller maddi olayı temsil eder. Bir şeylerin delil olması için kimi koşullar vardır. Deliller elde edilebilir erişilebilir olmalıdır. Hukuka uygun elde edilmiş olmalıdır, müşterek olmalıdır, akılcı ve bilimsel olmalıdır, taklit olmamalıdır. Heyetiniz inceleme yaptığında bu unsurların hepsinin dosyada delil olarak söylenen evraklarda ihlal edildiğini görecektir” dedi. İddianamenin birinci sayfasında yer alan bir açıklamaya değinen Demir, “ Savcı iddianamede ‘Aslında yargılanan sanıkların önemli bir bölümü 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Bu dosyada delil olarak Hollanda ve Belçika’dan elde edilen belgeler bulunur. Bunu dosyaya koyuyorum ancak delil olarak değil. Bilginiz olsun diye koyuyorum. Bu dosyanın konusu sanıkların 2013 yılından sonra içerisinde yer aldığı eylemlerdir’ diye yazmış. Çok iddialı bir paragraf. Dosyada soruşturma emri yok. 2013 ve 2014 ile ilgili soruşturma emri yok. 2015’te ise birden başlatılan bir soruşturma numarasıyla birleştirildiğini görüyoruz. Yargılanan arkadaşların telefonları dinleniyor, teknik takip yapılıyor… İletişimlerinde bir suç unsuru bulunmadığı, toplantıların ise dinlenemediği belirtilmiş tutanaklarda. Savcının elinde ciddi bir belge yok. Bu nedenle Hollanda ve Belçika belgelerini dosyaya koyuyor. Dosyada yer alan görüntüler ve olaylar 18. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki olaylar, eylemlerdir. Yargılaması ise halen devam ediyor” diye konuştu.

‘Amaç savunmaya gözdağı vermek’
“Hollanda ve Belçika’dan ele geçirildiği iddia edilen belgeler ile ilgili konuşmayacağım çünkü yargılaması 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor” diyen Demir, “Peki neden savcı dosyanın yarısını bu belgelerle doldurdu. Bir suç inşa etmeye çalıştı. Esas amaç savunmaya gözdağıdır. Sizin kiminle konuşacağınızı biz tespit ederiz. Kimlerin müvekkiliniz olacağını da biz tespit ederiz. Bize sormadan adım atamazsınız. Atarsanız HHB’de çalışan avukatlar gibi olursunuz denilmek isteniyor” ifadelerini kullandı.

‘’Dijitallerin imajı altı ay sonra alındı’

Demir, dijital materyallerden elde edilen kanıtların ise niteliği gereği farklı olduğuna dikkat çekti. Dijitallerin çoğunlukla başka delillerle desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Demir, “Dijitallerle şahıs arasında birebir bağlantı kuramazsınız. Bir dijital çıktının hangi cihazdan çıktığını, kimin yazdığını tespit etmeden kimseyi suçlayamazsınız. Ayrıca dijitallerin ele geçirilmesi, saklanması çok önemlidir. Dijitaller ele geçirildiğinde imajı alınmalı, incelemeler imajı üzerinden yapılması gerekir, çözümlerini de öyle ‘siber suçlardaki polisler yaptı’ diyemezsiniz. İncelemesini tarafsız bilirkişiler yapmalıdır. Bunlar yapılmazsa kanıt muamelesi göremez. Dosyada el koyma ile ilgili Sulh Ceza’nın bir onama kararı yoktur. El koyma usulsüzdür bu haliyle. Alınan dijitallerin imajı ise altı ay sonra alınmıştır” dedi.

‘Kolluğun dinlediği sanık olabilir mi?’
Dosyadaki tanıklara değinen Demir, tanıkların bu dosyanın en eğlenceli kısmı olduğunu belirtti. Dosyadaki gizli tanık beyanlarının 2009-2011-2012 yıllarında alındığını aktaran Demir, “Bu ifadelerin 2013’ten sonrası suçları aydınlatacağına dair hiçbir şey söylenemez ama algı yaratılacak ya… Dosyadaki iki tanık ise Ergenekon davasından devşirilmiş bir tanıklardır. Zekeriya Öz’ün, ‘Osman’ım’ dediği kişi Osman Yıldırım bu dosyada tanıktır. Osman Yıldırım şimdi başka suçtan tutukludur. Gizli tanıkların kaynağı bataklıktaki kişilerdir. İrem Bağcı, Sedat Baştürk, İsmail Ercan bu isimler hem şüpheli olarak, hem de tanık olarak dinleniyorlar. Bunları kolluk dinliyor. Kolluğun dinlediği tanık olabilir mi?” diye sordu.

‘Bu dava güç bende davası’

Tanık Berk Ercan’ın terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yakalanıp, şüpheli sıfatıyla ifade verdiğini anımsatan Demir, “Berk Ercan’ın şüpheli sıfatıyla verdiği ifade dosyaya konmamış. Berk Ercan tutuklu olduğu süreçte savcıya dilekçe gönderiyor. Benim durumum burada kötü. Su, yemek vermiyorlar. Size tanık taslağı hazırladım. Cezaevi el koydu. Bunun üzerine savcı Berk Ercan’ı Terörle Mücadele şubesinde dinliyor. Berk Ercan Temmuz’dan beri birer ay arayla üst üste defalarca kez ifade veriyor. Terör suçundan yargılanan bir adam… Biz etkin pişmanlıktan yararlananlara neler yapıldığını biliyoruz. Bu kişiler şeytanla bile iş birliği yaparlar. Berk Ercan’ın ifadelerine itibar edilemez. Neden itibar edilemez. Berk Ercan’ın önüne dosyadaki evraklar konuluyor. Sen bilirkişilik yap deniliyor. Ercan dosyayı okuyup yorumluyor. Berk Ercan’ın dedikleri dosyaya delil olarak konuluyor” diye konuştu. Berk Ercan’ın babası İsmail Ercan’ın da enteresan birisi olduğuna dikkat çeken Demir konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “ İsmail Ercan, Selçuk Kozağaçlı’nın kendi evinin önünde keşif yaptığını söylüyor. Gidip savcılığa şikâyet ediyor. Soma davasının duruşmasına giden Selçuk, avukat olan arkadaşımız Nergiz Tuba Aslan’ın evinde kalmış. Tesadüf buya ev İsmail Ercan’ın evinin tam karşısı. Yapılan incelemede evin Nergiz’e ait olduğu ortaya çıktı. Sunduğumuz belgelerde her şey ortada. Ancak Nergiz Hanım şu an duruşma salonunun dışında bekliyor. Dinlemek isterseniz Nergiz Hanım tanıklık yapabilir. Son olarak davaya delil olarak sunulan hiçbir şey delil değil. Bu dava aslında ben yaparım güç bende davası.”


‘Tanık koruma yasası hukuki değil’

Tüm sanıkla müdafi Avukat Bahri Belen ise gizli tanıklar ile ilgili olarak tanık koruma yasasını eleştirdi. Tanık korkuma yasasının hukuka uygun olup olmaksızın yapılan bir yasa olduğuna dikkat çeken Belen, “Bu yasa çıkmadan evvel bu yasayı baro başkanları ve hukuk profesörleriyle tartıştık. Böyle bir yasanın İtalya da sadece mafya üyeleri için kullanıldığını söylediler. Hukuki olmadığını söylememize rağmen yasa çıktı” dedi.

‘Tanımasam suçlamalara inanırdım’

Tüm sanıklar müdafi Kemal Aytaç ise avukatların bürolarının evlerinin basılarak gözaltına alındıklarını anımsatarak, “Böyle bir muameleye gerek yoktu. Savcı çağırsaydı Selçuk’ta Behiç abi de giderdi. Ben hepsini tanımasam iddialara, suçlamalara inanabilirdim. Ancak ben bu insanların avukat olduğunu biliyorum” diye konuştu. Türkiye’de halkın yüzde 90’ ının yargıya güvenmediğine değinen Aytaç televizyon kanallarında hedef göstermeler sonucu birilerinin gözaltına alınıp, tutuklandığını söyledi.

Savcı taleplerle ilgili görüşünü açıkladı 

Taleplerin ardından görüşünü açıklayan savcı tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamı yönünde görüşünü açıkladı. Savcı, hakkında yakalama kararı çıkartılan sanıklar için yakalama infazının beklenmesini, dosya kapsamındaki tanıkların ise dinlenilmesini talep etti.


Selçuk Kozağaçlı: Kovalasanız da bu ülkeden kaçmayız

Savcı mütalaasına tepki gösteren avukat Selçuk Kozağaçlı, konuşmasına “Savcıya derinlikli mütalaasından dolayı teşekkür ediyoruz” diyerek başladı. Kozağaçlı, “Hakkımda açılan davalar var. Şimdiye kadar nereye kaçmışım da şimdi kaçacağımı söylüyor. Bundan beş yıl önce bu duruşma salonuna geldim. 1,5 gün savunma yaptım. Tahliye oldum. 5 yıldır yurt dışına çeşitli ülkelere gidip geldim. Kaçmadım” diye konuştu. 15 arkadaşının kapısının kırılarak gözaltına alındığını aktaran Kozağaçlı, “İki arkadaşımı ise gözlerimin önünde döverek gözaltına aldılar. Beni almadılar. İki ay sonra benim hakkımda ‘gördüğünüz yerde yakalayın’ denilerek yakalama kararı çıkarıldı. Kovalasanız da bizler bu ülkeden gitmeyiz. Kaçma şüphesi en çok olan meslek grubu hâkimler ve savcılardır. 4 bininiz hakkında terörden soruşturma açıldı. Bin 500 hâkim ve savcı yurt dışına kaçtı” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Mahmut Tanal

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler