Kapat
A+ A-

600 bini aşkın engelli çocuğun isteği bu: Fark edilmek

2017 TÜİK verilerine göre Türkiye’de çocuk nüfusu 22 milyon 883 bin 288. Engelli çocuk sayısı ise 600 bine yakın. Engelli çocukların yarısından fazlası eğitim alamıyor, ayrıca eğitim, sağlık, ulaşım, iş, sosyal ve günlük hayata katılımda çok fazla sorunla karşılaşıyorlar.
Yayınlanma tarihi: 23 Temmuz 2018 Pazartesi, 21:25

 [Haber görseli]

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), geçen yılki verilerine göre, ülkemizdeki çocuk nüfusu 22 milyon 883 bin 288. Bu nüfus içinde 0-18 yaş arasında 600 bine yakın engelli çocuğun olduğu tahmin ediliyor. Engelli çocukların yarısından fazlasının eğitim alamadığı, toplumsal yaşama da etkin biçimde katılamadığı belirtiliyor. Çocuğu engelli olan aileler, ne yapacaklarını, nereye başvuracaklarını bilmiyor. Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Yönetim Kurulu üyesi, avukat Turan Hançerli, ülkemizdeki engelli çocukların yarısının eğitim hakkından yararlanamadığını söylüyor. Engelliliğin bir oranla tarif edilemeyeceğine dikkat çeken Hançerli “Türkiye, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir tutum izliyor. Engellilik oranına göre eğitim, tekerlekli sandalye, ÖTV indirimi gibi pek çok konuda katkı sunuluyor. Oysa orana bakılmadan bu hizmetler verilmeli” diyor.

Nüfusumuzun yüzde 12.29’unun yani yaklaşık 10 milyon bireyin engelli olduğu belirtiliyor. TÜİK verilerine göre 6 yaş ve üzeri engellilerin neredeyse yarısı okuryazar bile değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) verilerine göre, son 20 yılda eğitime erişen engelli çocuk öğrenci sayısı yaklaşık 289 bin. Bu durum eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin yok sayıldığını da gözler önüne seriyor.

‘Ciddi adaletsizlik var’

18 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu iki kolu kopan ve protez kol ile hayatını sürdüren Türkiye Sakatlar Derneği Başkan Yardımcısı avukat Turan Hançerli, ülkemizdeki engelli çocukların 330 bin kadarının özel eğitime ihtiyaç duyduğunu belirterek “Türkiye’de engellilik mekanik bir kavram olarak ölçülüyor. Yani engellilik için yüzde 40 ve üzerinde iş gücü, iş göremezlik kaybının olması gerektiği belirtiliyor. Uluslararası literatür ya da BM Engelli Hakları Sözleşmesi böyle bir değerlendirmeyi kabul etmiyor. Çünkü engellilik tarifi, kişinin bir yeti yitimi ile çevresel ve sosyal etkilerle birleşip, kişinin bir haktan yararlanmasını engelleyen durum olarak kabul edilir” diyor. Böylesi bir oranın olmaması gerektiğini kaydeden Hançerli, “Bugün ciddi bir adaletsizlik var. Bunun değişmesi lazım” diyerek yetkili mekanizmalara çağrı yapıyor.

‘Ayda 8 saat eğitim az’

Yüzde 40 iş göremezlik raporunun tek istisnasının özel eğitimde olduğunu, burada yüzde 20 ve üzerindeki bireyin özel eğitimden yararlanabileceğinin belirtildiğini anımsatan Hançerli “Yüzde 40’ın altındaki çocukların da özel eğitime ihtiyacı olduğu kabul ediliyor. Yüzde 20 ve üzerindeki çocuklar özel eğitim alabiliyor. Yüzde 20’ye indirince peki sorun çözüldü mü, tabii ki hayır. Her bir bireyin kendi özelinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Engellilik oranını yüzde 20 yaptığınızda yüzde 19 oranı olan çocuklar ne olacak” sorusunu yöneltiyor. Hançerli, ülkemizde tüm özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklara standart bir eğitim saati görüldüğünü, bunun 8+4 ile sınırlandırıldığını anımsatarak, şöyle devam ediyor:

“Ayda 8 saat bireysel eğitim veriliyor. Bu da haftada 2 saate tekabül ediyor, bazı çocuklara da 4 saat grup eğitimi deniyor. Mevcut verilen eğitim saatleri kesinlikle yetersiz. Engelli olmayan çocuk haftada 35 saat ders alıyor, bu ayda 140 saate denk geliyor.”

Çocukların eğitim alma aşamasına gelirken de çok ciddi sorunlar yaşadıklarını anlatan avukat Hançerli, heyet raporu almanın da zorluklarını anlatıyor.

Taşıma sistem ile rapor

Hançerli, şöyle devam ediyor:


“Heyet raporu için randevu alınması, ardından yapılacak tetkikler için randevu alınması gibi işlemlerin aylar sürdüğünü biliyoruz. Bu zorluklar nedeniyle hiç rapor almayan veya rapora hiç başvurmayan kişiler var. Rapor eğitimin temeli. Heyet raporu ile birlikte ‘özel eğitime ihtiyacı var’ diye bir rapor düzenlenirse, aile bu raporla MEB’e bağlı Rehberlik Araştırma Merkezi’ne (RAM) gidiyor. RAM o raporu dikkate alarak çocuğun ihtiyaç duyduğu eğitimi programlıyor, yani reçetesini yazıyor. Bununla aile bir özel eğitim kurumuna gidiyor, özel eğitim kurumundan eğitimini almaya başlıyor. Heyet raporunun belli sürelerde yenilenmesi gerekiyor. Örneğin eğitim devam ederken raporun bitmesine 3 gün kaldı. Gidiyorsunuz raporu yenilemek için randevu almaya, ancak 3 ay sonraya veriliyor. Bu rapor uzamadığı için RAM’lar dayanak raporu olmadığı için eğitimi düzenlemiyor. Eğitim aksıyor. Bugün özel eğitim merkezleri şunu yapıyor. Sırf bu raporları alabilmek için bünyesinde özel personel çalıştırıyor, raporları aileler değil bu personeler alıyor. Örneğin, engelli çocukları, özel araçlara bindirip heyet raporunu daha kolay alabildikleri illere götürüyorlar.”

“Doğru teşhis ve doğru eğitim ile birçok engelli çocuğun akranlarıyla aynı seviyeye getirildiğini söyleyebiliriz” diyen Hançerli, belli bir yaşı geçtikten sonra doğru teşhis ve doğru eğitim verilse bile asla telafi edilemeyecek zararların ortaya çıkacağını vurguluyor.

‘Aileye destek sunulmalı’

Engelli çocuğu olan ailelere psikolojik, sosyal ve ekonomik destek sunulmasının önemli olduğuna dikkat çeken Hançerli, şöyle devam ediyor: “Gelişmiş ülkeler engelli çocuğu olan aileye psikolojik, sosyal ve ekonomik katkı sunuyor. Gidip ailenin kapısını çalmak gerekiyor. Çocuklar hepimizin ortak geleceği. Bir çocuğun geleceği yalnızca anne babaya bırakılmamalı. Maddi nedenlerden evinden sokağa çıkamayan insanlar var. İnsanların zorunlu ve sağlık gibi en temel ihtiyaçları yardıma, mavi kapağa, iyi yürekli insanların harekete geçmesine bırakılmamalı. Sağlık gibi temel ihtiyaçların mutlaka devlet tarafından karşılanması gerek ancak karşılanmıyor. Örneğin tekerlekli sandalyeyi nereden edindiniz diye sorduğumuzda her 100 kişiden 99’u kendim aldım diyor. Bu engellemeler, devlet bütçesinin tasarruf ettiği anlamına gelmiyor. Örneğin bir kişi tekerlekli sandalye verilmediği sürece istihdama katılması engellenir, diğer vücut fonksiyonları bozulabilir, hastaneye daha çok gider, başkasının yardımına muhtaç olduğu için o kişi de aktif istihdamdan kopar. Böylelikle devlete yükü de aslında artar. “

[Haber görseli]

‘Doğru teşhis çok önemli’

Türkiye Kas Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Coşkun Özdemir ise ülkemizdeki kas hastası engelli çocukların durumuna dikkat çekiyor. Özdemir, kas hastası çocukların yaşadığı en büyük problemin teşhis aşamasında olduğunu belirterek “Doğru teşhis konulmalı, sonra da doğru tedavi verilmeli. Bir de ilaç sorunu yaşıyorlar. Bazı ilaçlar bulundu ama elde edilmesi çok zor ve çok pahalı ilaçlar” diyor.

Akraba evliliği etken

Türkiye’de 100 bin kadar kas hastası olduğunun tahmin edildiğini anımsatan Prof. Özdemir, özetle şunları kaydediyor: “Nüfusa göre binde bir olarak kabul ediliyor ama bizde yani Türkiye’de akraba evliliği nedeniyle bu sayı artmaktadır. Türkiye’de akraba evliliği yüzde 21.5 civarındadır. Bu nedenle Türkiye’de akraba evliliği olmayan ülkelere göre daha fazla kas hastalığı var. Kas hastalarında en çok gerekli olan genetik testler yalnızca büyükşehirlerde yapılabiliyor. Anadolu şehirlerinde yaşayan insanlar tedavi için İstanbul’a gelmek zorunda kalıyor, zorluk çekiyorlar. Kas hastalarının çoğunluğu yürüyemiyor ve tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürüyor. Hastaları taşıyabilecek araçlar yani devletin sağladığı taşıt araçları çok yetersiz. Normal otobüsler, minibüsler bu hastaları alamıyor, özel tertibatlı araç lazım. Ailenin gücü varsa engelli çocuğunu taşıyor ama ailenin gücü yoksa evinden kolay çıkamıyor. ”

Rakamlarla engellilik oranları

Hançerli, rakamlarla engellilik oranlarını şöyle paylaştı:

“Türkiye’deki engellilerin yüzde 8.4’u görme engelli, yüzde 5.9’u işitme engelli, yüzde 0.2’si dil ve konuşma engelli, yüzde 8.8’i ortopedik engelli, yüzde 29.8’i zihinsel engelli, yüzde 3.9’u ruhsal ve duyusal engelli, yüzde 25.6’sı süreğen (organ nakli olmuş, kalp, şeker, tansiyon hastası gibi) engelli, yüzde 18’i ise çoklu engelli.

-Türkiye’deki engellilerin yüzde 4.9’u 0-6 yaşında.

-Yüzde 16.2’si 7-14 yaşında.

-Yüzde 17.2’si 15-24 yaşında. Rakamlarla engellilik oranları

 

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Coşkun Özdemir