Kapat
A+ A-

‘Sinema kapısında komünizm': 80 yıllık çok gizli Nâzım belgesi (2)

Nâzım Hikmet’e yöneltilen suçlamalarda temel alınan Kuleli öğrencisi Ömer Deniz ile karşılaşma yer alıyor.
Yayınlanma tarihi: 16 Eylül 2018 Pazar, 16:48

[Haber görseli]

Nâzım Hikmet’e yöneltilen suçlamalarda temel alınan Kuleli öğrencisi Ömer Deniz ile karşılaşma yer alıyor.

Ordu komuta heyetinin “komünizm cereyanı”nın orduya girmemesi konusundaki hassasiyetinin aktarılmasını da içeren genelge, Nâzım Hikmet’e yöneltilen suçlamalar konusunda temel alınan Kuleli Askeri Lisesi öğrencisi Ömer Deniz’in tutum ve ifadeleri ile sürüyor. Genelgeye göre, Ömer Deniz ile Nâzım Hikmet, sinema kapısında komünizm propagandası yapıyorlar: “

4- Ordu komuta heyeti, komünizm cereyanı ve bunun orduya girmemesi hakkında şimdiye kadar son derece hassas hareket etmiş ve en ufak bir şüphe üzerine ikinci maddede bildirildiği üzere en seri ve şedit hamleleri yapmış ve hatta geçen sene Milasta sorgu hakimliğince men’i muhakeme kararı almış olmasına rağmen komünist neşriyatı ile alakadar olduğu görülen Refik Topkan adlı bir astemeti derhal ve sicil yolu ile ordudan uzaklaştırmakta tereddüt etmemiştir. Önce Cumhuriyeti telkin edin!

5- Bütün bu hassasiyete rağmen komünistlerin faaliyetlerinden geri kalmayışları, bize ordunun içine girmekte büsbütün yeni usullerle çalışmakta olduklarını göstermektedir.

İdealist bir kommünist olduğunu ilk tahkikat sırasında söylemekten çekinmeyen mahkum talebe Ömer Deniz, Kuleli lisesinin dokuzuncu sınıfından beri okuduğu yerli ve yabancı birçok kitaplarla Faşizm, Sosyalizm ve Kommünizm kelimelerini ve yollarını tahlile çalıştığını ve aşağı tabakaya, bütün insanlara, şahsın kıymetine ve zavallılara hitap eden seste kendisine yakınlık bulduğunu ve o zamandan beri bu fikri müdafaaya karar verdiğini ve bu karar ile kafasından faşizmi ve liberalizmi kovduğunu bu fikrinde yalnız başına muvaffak olamayacağını anlayarak dokuzuncu ve onuncu sınıfları yalnızlık içinde geçirerek onbirinci sınıfta arkadaş aramağa ve seçmeye başladığını, bu seçimde edebiyat ile alakadar olduklarını gördüğü bazı arkadaşlarını kendine çekmeğe ve çelmeğe uğraştığını ve Harp okuluna geldiğini bu hareketinin diğer talebinin nazarı dikkatini çekmeğe başladığını sezince bir müddet bu işi terk ettiğini ve yeniden çalışmağa başladığı sırada işe el konulup yakalandığını söylemiştir.

Şair Nâzım Hikmet ile birisi geçen sene yaz tatilinde İstanbul’da Beyoğlunda bir sinema kapısında temas ettiğini ve ona (geçmiş olsun üstat!) deyerek yaklaştığını ve kendisini tanıttıktan sonra Harp okulunda Kommünizm gayesi ile çalıştığını ve kendisinin yazılarını ve fikirlerini beğendiğini ve itimat telkin için polis hafiyesi olmadığını bildirdiğini ifade eyleyen Ömer Deniz, 937 senesi birinci kanun ayının üçüncü gününe tesadüf eden şeker bayramının arife günü okuldan kaçarak İstanbulda ve doğruca Nâzım Hikmet’in Nişantaşındaki evine gitmiş ve odasında yalnız olarak bir saatten fazla kalıp konuştuklarını da bildirmiştir. Bu konuşmalarda Ömer kendisinin Nâzım Hikmete itimat telkinine ve şüphelerini izaleye çalışmış ve Harp okulunda kommünistlik cereyanı teminine olan gayretlerinden bahsederek bazı sualler sorduğunu ve onun da cevaben cevaben (memleketimizde Üniversite muhiti faşist unsurudur. Türkiyeye en büyük tehlike faşizmden gelir, siz gençsiniz, başınızı şimdiden ateşe atmayın, yazık olur, tedbirli olun, sizin bu fikirde olduğunuzu bilenlere karşı rücu ettiğinizi aşılayın, siz ileride ordunun kuvvetli elemanı olacaksınız, orduya girince köylü neferlere evvelden Cumhuriyeti ve sonra komünistliği telkin edeceksiniz. Türkiyede doğrudan doğruya komünistlik olmaz, ilk zamanlarda bulacağınız fırsatlardan istifade ederek Almanya ve İtalya’nın Türkiye’ye düşman olduklarını ve Almanya’nın Balkanlar ve Anadolu üzerinden Basra körfezine inmek ve İtalyanların da cenup hudutlarımızdan memleketimize faşizmi yaymak istediklerini anlatmalısınız....) dediğini ve ayrılırken sık sık görüşmek üzere temennisinde bulunan Ömer Denize Nazımın (sık sık görüşmemiz şüphe uyandırır, istediğim zaman ben seni bulurum) cevabını verdiğini ifadelerinde bildirmiştir.”

Kitaplar yasaklandı

Mareşal Fevzi Çakmak, genelgesinde, “muzır” diye tanımladığı kimi yayınların toplattırılmasını istiyor ve hükümete yaptığı bir öneri üzerine 22 Şubat 1938’de İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) tarafından kimi kitapların derhal yasak edildiğinin altını çiziyor.

Genelgenin bu bölümü şöyle: “Bir kısmı hulaseten yukarıya çıkarılan bu yazılar gösteriyor ki Cümhuriyetin memlekete bir nimet olarak bahşeylediği ve kanunlarla tanıdığı fikir hürriyetini ele alarak ve ondan istifade ederek başkaları hesabına memleketi yıkmağa ve bunun için de orduyu alet etmeğe ve evvel emirde onun elemanlarını ve bilhassa genç unsurlarını birbirlerine katarak orduyu tutan disiplini ortadan kaldırmağa çalışan ve bu gayeleri uğrunda yukarıda işaret olunduğu üzere sureti haktan görünen ve askerleri mazlum ve mağdur mevkiinde gördüğünü söyleyen ve vatanperver görünerek vatan severliği ortadan kaldırmağa yeltenen bu adamlar ve bunların yazdıkları yazılar vardır ve en mühim amil de fikir hürriyetini suiistimal ederek ortaya konulan bu yazılardır. Memlekette fikir hürriyetinin kaldırılmasını hiç bir vakit düşünmemiş ve ileri sürmemiş olduğum halde bazıları velev ki temiz bir gaye ile dahi basılsa bu yazıların okuyucular üzerinde derece derece bırakacakları izleri ve doğuracağı neticeyi düşünerek bunların muzır şekilden müfit bir hale sokulmalarını temin edilecek bir yolun bulunmasını ve bu yazılarda açıktan açığa muzır olanlarının derhal toplattırılmalarını ve daha az zararlı olanlarına karşı da mukabil neşriyat yaptırılarak zararlarının önlenmesini ve yazılardan daha mühim olan propaganda faaliyetlerine karşı da bu yolda hareketle mukabil filmler meydana getirilmesi yolunda hükümete yaptığım teklif İcra Vekilleri heyetince kabul olunarak 22/Şubat/938 tarihli kararname ile (Gündelik iş ile sermaye, sosyete ve teknik, cemiyetin asılları, yeni sovyet kanunu esasisi ve Molotofun nutku, sosyalizm, hayali sosyalizm ilmi, Karl Foteskiyeye* göre sosyalizm) adlı yedi kitabın derhal yasal ettirilmesi ve zararlarının derece ve mevcudiyeti henüz kestirilmeyen diğer on ik ikitabın da alakadar vekaletlerden seçilecek birer azadan mürekkep bir heyetçe incelenmesine karar verilmiş ve icraata geçilmiş bulunduğu gibi bu kabilden (kurdele) adlı bir kitap yüzünden deniz eri ve buna benzer bazı şiir kitapları yüzünden bir iki lise talebesi hakkında takibata geçilmiş ve eserler de toplattırılmıştır. Okurlarımızın bu belalardan siyaneti için askeri lise ve ortaokullar talimatının 87. ve Harp okulu talimatının 194. maddeleri sonlarına rejim aleyhinde yazılar yazan, bulunduran ve okuyan okurların derhal okullarından çıkarılmalarını temin edecek birer fıkra konulduğu gibi askeri ceza kanununun 154. maddesine de bu şekilde bir ekleme yapılması için lazım gelen teklifatta bulunulmuştur.”

(* Karl Kautsky olduğu düşünülüyor.)

 

BİR CEZAEVİNDE

TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne
karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...


Nâzım Hikmet

Düzeltme: Dizimizin dünkü bölümünde yer alan ve Kültür Kurulu Başkanı İhsan
Sungu’nun yazısında geçen “Genelkurmay Başkanlığı’ndan Bakanlık Yüksek Onuruna”
ifadesi “Genelkurmay Başkanlığı’ndan Bakanlık Yüksek Orununa” olacaktır. “Orun”
öztürkçe bir sözcüktür ve “makam, mevki” anlamına gelir. Düzeltir, okurlarımızdan özür dileriz.

Cumhuriyet İMECESİ