A+ A-

Siyaset ötesi bir dava

ÇYDD’nin bursuyla doktor olan Abdullah Özgötürücü: Bizden istenen eğitimde başarılı olmaktı. Hiçbir siyasi yönlendirme yapılmadı.
Paylaş
instela'da paylaş
Yayınlanma tarihi: 19 Mayıs 2017 Cuma, 21:41

Kısıtlı imkânlarla Urfa’nın Siverek ilçesinin okulu olmayan uzak bir köyünde, dokuz kardeşli bir evde büyüyen Abdullah Özgötürücü, verdiği eğitim mücadelesini doktor olarak kazanmış. İlkokuldan liseye kadar devlet yatılı okullarında okumuş. Üniversite sınavlarına hazırlandığı yıl ÇYDD’den burs almakla kalmamış, kendisi gibi dar gelirli ailelerin çocuklarına yardım için dernek temsilcisi olarak gerçekleştirilen projelerde de yer almış. Kimi gün çocuk esirgeme yurtlarına, kimi gün köy okullarına kitaplar dağıtarak... Mevsimlik işçilikle uğraşan ailelerin çocuklarını okutmaları için bilgilendirme projelerinde de yer alarak.

Eğitim ışığında bireysel sorunlarla birlikte toplumsal sorunlarında çözüleceğine inanan Doktor Özgötürücü, ÇYDD’den kendisine süzülenleri şöyle anlatıyor: Atatürk ilke ve inkılâplarını özümseyen, her şeyden önemlisi ülkesini seven bireyler olmamızı ön planda tuttular. Bize hiçbir şekilde bir dayatma yapılmadı. Siyasi bir yönlendirme de söz konusu değildi. Çünkü esas olan eğitimdi. Başörtülüsüne de, muhafazakârına da burs verdiler.

- Okulu olmayan bir köyde, eğitim hayali kurmak zor olsa gerek...

Evet. Kısıtlı imkânlarla ve okulsuz bir köyde yaşadığımız için ilkokula başladığım anda yatılı okul hayatım da başladı. Tüm aile babamın bir tarlasından geçiniyorduk. Ailede okumuş kimse olmadığı için bize eğitim konusunda önderlik edecek kimse de yoktu. Bu sebeple okula başlamam aile dışından birinin tavsiyesiyle oldu. Yani babama “Yatılı okullar var artık. Çocuklarını gönder ki hayatları kurtulsun” önerisiyle okula gittim. Bahsettiğim zaman 7 yaşındaydım. Hatta o dönemde ben okulda yalnızlık çekmeyeyim diye sayemde ablam da okula başlamıştı. Peyzaj mimarı oldu. Okurken yatılı okuduğum için aileme hiçbir zaman masrafım olmadı. Ancak geride beş kardeşim daha vardı. Onlar da okuyunca elbette ki zorluk yaşıyorduk. Ancak ÇYDD’nin bursuyla bu zor süreci atlattım. Eğer olmasaydı bugünlere gelmem ve doktor olmam oldukça zor olurdu. Kardeşlerden beşi okudu. Dördü okumadı.

- Kendiniz dahil okuyan kardeşlerinizle okumayanlar arasında nasıl farklılıklar görüyorsunuz?

Okuyan iki ablamla, okumayanlar arasındaki hayat standartları ve hayata bakışları çok farklı. Bu fark, yaptığı evliliklerden, çocuklarının eğitimlerine kadar hissediliyor. Bu sadece bizim ailenin değil, aynı zamanda tüm Türkiye’nin sorunu. Her şeyden önemlisi bir ülkeyi düzeltmek insanın kendisinden başlıyor. Keşke benim iki ablam da en azından ilkokulu bitirmiş olsalardı. Hayatta bir kitap okumuş olsalardı.

- ÇYDD’de öğrenci temsilciliği yaptığınız zamanlarda, aynı zamanda derneğin Güneydoğu’daki gözü oldunuz. Neler gördünüz?

ÇYDD aktif şekilde bu topraklarda çalışırken hep siyaset ötesi olarak çalıştı. Bu derneğin en büyük problemi Doğu’daki kızların okula gönderilmemesinden başka bir şey değil. Dernekte aktif olduğum dönemlerde siyaset yapmak devre dışı kalıyordu. Çünkü siz ekmek bulamayan birine pastanın güzelliğini anlatamazsınız. Bizim en büyük amacımız bireylerin geleceğiydi. Çünkü bireyi kurtarırsanız, ülkeyi de kurtarırsınız. Türkan Saylan tüm çalışmalarını kızlara yönelik yaptı. Çünkü o, şunu biliyordu; bir çocuğun eğitimi ve geleceği, bir annenin eğitimiyle olur. Neresinden bakarsanız bakın bu gerçek değişmiyor. Kaldı ki bu coğrafyada 14-15 yaşındaki çocuk gelinler gerçeğini de unutmamak gerekiyor.

- Zorluklara okumuş bir doktor olarak Güneydoğu’nun bu sorununu nasıl özetlersiniz?

Erkeklerden çok kız evladının okutulmasından yanayım. Babamın da bir sözü vardı, “Erkek bir şekilde ayakları üzerinde durur. Örneğin limon bile satabilir dışarıda”. Babam okutamadığı dört çocuğunun pişmanlığını çok yaşıyor. Çünkü o dönemlerde hapislik yaşamış. Askerliğini 35 yaşında yapmış ve bu yüzden benden büyük olan kardeşlerimi, okutamadığı gibi aynı zamanda ilgilenememiş. Bunun acı ve üzüntüsünü de her zaman yaşıyor.

- Türkan Saylan’la meslektaşsınız. Kendinizi onunla bütünleştirdiğiniz yönleriniz var mı?

Türkan Saylan, doktorluktan çok iyi bir insan olarak yetişmenin topluma faydalı bir birey yetiştirmenin sorumluluğunu hep taşımış. Bizler Türkan Saylan’ın asıl mesleğinden önce ÇYDD ile hatırlıyoruz. Kız çocuklarına verdiği önemle hatırlıyoruz. Nobel Ödülü’nü alan Aziz Sancar’ın bizleri gururlandırdığı kadar ve belki de daha çoğunu Türkan Saylan yapmıştır. Yıllar önce bu ülkeye ÇYDD’nin okuttuğu pırıl pırıl genç kızlar bıraktı. Bu mirasın daha da önemli olduğuna inanıyorum. Onun gerçek kıymeti bugün bilinmese bile bundan 15- 20 yıl sonra bilinecektir. Geriye baktığımızda Türkan Saylan’ın 90’lı yıllarda cemaatle ilgili yaptığı yorumlarını bugün izlediğimizde, görüyoruz ki bugünleri 15-20 yıl öncesinden bilmiş. Şu çok önemli, insanları kendi kültüründen koparmadan burs olanağı sağlamak. Örneğin cemaat öğrencilerine burs verdiği zaman hep bir hizmet beklentisi oldu. Ancak ÇYDD’de bunların hiçbirini yaşamadık ve bu noktada hiçbir çekincem olmadı. ÇYDD her zaman kişinin dini inançlarına ve kültürüne saygılı oldu. Şu anda sizin çağırmanız üzerine buraya gelişimin de cesaretini bundan alıyorum. Ben ÇYDD üyesiyken diğer cemaatlerin öğrencileriyle de aynı ortamlarda bulunuyorduk. Ancak benim ÇYDD üyesi olduğumu bildikleri için benden hep uzak duruyorlardı. Bu noktada herhangi bir cemaate üye olmamamı da buna borçluyumdur. Çünkü o dönemdeki maddi imkânsızlıklar belki de beni cemaatlere sürükleyecekti. Bu noktada ÇYDD’ye minnettarım. Çünkü o dönemlerde maddi ihtiyaçlar doğrultusunda yanlış gruplara giren çok arkadaşımız oldu.

- ÇYDD’yle tanışınca hayatınızda neler Değişti.

Benim aile olarak da muhafazakar bir yaşantım var. Burada yanlış bilinen ve lekelendirilmek istenen hassas noktalar var. Ben dini yaşantım ve muhafazakârlığım konusunda ÇYDD’nin hiçbir üyesinden değiş işareti almadım. Benim dini yaşantım, namazım hiçbir şekilde sorgulanmadı. Aksi olsaydı asla iletişim bile kurmazdım. Örneğin başörtüsüyle burs alan çok kız çocuğu var ÇYDD’den. Bu bölgede böyle bir ayrım olsaydı zaten barınamazlardı. Çünkü buradaki toplum bunu kaldıramaz.

Yazı dizisinin birinci bölümü: Türkan Saylan’ın ışıklı Kardelenleri

Yazı dizisinin ikinci bölümü: Türkan Saylan’ı örnek aldım

Comment disclaimer