A+ A-

Sadece kadınlar değil erkekler de zorla evlendiriliyor

Doğunun erkekleri de kızları gibi özgürce okuyamıyor, gönüllerince sevip evlenemiyor. Her şeye büyükler karar veriyor. Çocuk yaştaki binlerce genç, kardeşleri gibi gördükleri amca, dayı, hala kızlarıyla zorla evlendiriliyor. Karşı gelen aileden anında dışlanıyor.
Paylaş
instela'da paylaş
Yayınlanma tarihi: 09 Ağustos 2017 Çarşamba, 05:26

[Haber görseli]

Zor iklimi, kısıtlı ekonomisi ve yasakların sarmalında yaşadıkları coğrafyaya sıkı sıkı tutunmaya çalışan delikanlılar onlar. Kalabalık ailelerin, aşiretlerin içinde en büyüğünden en küçüğüne kadar doğduklarında hayat yazgıları da aileleri tarafından belirlenenler...

Ana rahmine düştükleri an “ya erkek olmazsa” kaygısıyla annelerinin uykusunu kaçıran, cinsiyetlerinin kesinleştiğinde ise rahat bir nefes aldıran erkekler onlar. İbrahim, Mustafa ve Ahmet...

Şimdi kimi 70’ini deviren torun sahibi, kimi çiçeği burnunda delikanlı. Hepsinin ortak kaderi aileleri tarafından diretilen evlilikler. Kimi bu yasaklardan kaçmaya çalışanlardan kimi ise teslim olanlardan...

Gülmek de ağlamak da yasak!

Erkeklikleri, dayanma güçleri tıpkı yörenin kadınları gibi zorlu sınavlardan geçerken, sevdiğine kavuşamadan bir gece kardeşi gibi gördüğü amca kızıyla gerdeğe sokulan bu bedenlere başkaldırmak yasak.

Kadının giyimiyle birlikte saçının telinin bile görünmesine karşı duran bu sistem, kavurucu sıcağa rağmen erkeğin şort giymesini bile ayıp sayıyor. Erkeğe gülmek yasak... Ağlamak yasak... Her şeyden önemlisi sevdiğini söylemek yasak.

Kız çocuğu doğuran kadınlarla evli olanlarınsa vay haline... Bu utançla yaşamayı ar sayan cahil babalar, oğullarına ikinci kadını almaları için her türlü baskıyı yapıyor.

Baskıya karşı isyan

Örneğin para ailenin ortak kasasından akıyorsa, o para musluklarını tamamen kesebiliyorlar. Kayınpeder, gün geliyor oğlunun eşine, soyunu devam ettirecek erkek torun vermediği için hakaret ediyor. Gün geliyor kendi oğlunu, ikinci kuma alması için dışlıyor ve hatta tekme tokat dövüyor.

Aile dışlıyor. Toplum dışlıyor. Peki, bu coğrafyanın acılarını yüklenmiş olan erkekler, tıpkı kadınlar gibi baskıya boyun mu eğiyor? İçlerinde isyan edeni ya da kendi hayatını dilediği gibi yaşamak isteyeni hiç mi yok dersiniz? İşte bu soruların cevabını, Güneydoğu’nun ara sokaklarında o yörenin erkekleri veriyor.[Haber görseli]

‘Sevgimi gizlemeye mecburum’

Şanlıurfa’nın bir çay bahçesinde verdiği çayı üzerime dökmesi sonucu tanışıyorum Ahmet’le. Aramızdaki kısa bir özür faslından sonra başlıyor sohbet. İlkokula gittiği yıldan itibaren annesi dahil tüm akrabalarının eğitim yerine sadece evliliğe odaklı tavsiye vermelerinden rahatsız olduğunu dile getiren genç çaycı, “Bize ne istediğimiz sorulmuyor. Örneğin ‘amca kızın hem kanımızdan hem de mal dışarıya gitmesin’ denilip bizi çocuk yaşta baskı altına alıyorlar. Eğitimimizi yok sayıyorlar” diyerek yaşadığı hayata isyan ediyor.

“Benim vatanım buralar. Eğer ben onların istediğiyle evlenmezsem. Diri diri toprağa girmiş gibi olurum. Ailem beni siler ve toplumdan dışlanırım” diyor 16 yaşındaki Ahmet, daha sonra kulağıma eğilip “Sevgimi içimde yaşamaya mahkûmum. Sevdiğim biri var. Ancak amcamın kızı dururken başka birisiyle evlenirsem, ailem hayat boyu ona eziyet edecektir. Buna eminim. Bunu ona yapamam” diyerek çay buğusuna karışan nemli gözlerini siliyor.

[Haber görseli]‘Görmediğim bir sevgiyi çocuğuma nasıl veririm’

Şanlıurfa’da çimler üzerinde otururken konuştuğum Mustafa, “Bu kadar baskı ve dayatma kişiye ağır gelir. Bu bir travmadır. İnsan babasını sevmeden sadece korkarak yaşarsa, ne kadar sağlıklı olabilir. Kendi çocuklarına nasıl sevgi verebilir. Zamanında dedem babasından dayak yemiş, daha sonra babam babasından korkmuş, şimdi ise benim babamdan ödüm kopuyor. Peki, böyle bir durumda ben çocuğuma atalarımdan görüp öğrenmediğim bir sevgiyi nasıl vereceğim?” diyor. Mustafa, “Aslında burada kadınlar gibi erkeklerde baskı altında kalıyor. Değişen hiçbir şey yok. İnanın erkek için de baskı aynı baskı” diyerek yaşadığı toprakların zorluğundan dem vuruyor.

[Haber görseli]‘Beni zorla hala kızıyla nişanladılar’

Adana’da turistlere rehberlik yapan İbrahim ile bir gezi sırasında karşılaşıyorum. Adana’nın yemekleri ve kültürünü anlattığı sırada araya girip aşkların nasıl yaşandığını soruyorum. İbrahim’den içli bir “of ki ne of” cevabı geliyor. Anlattıkça ağlıyor... Ağladıkça anlatıyor: “Ben Gaziantep’te, daha ortaokuldayken halamın kızıyla zorla nişanlandırıldım. Hep düğün günü geldiği zaman o benim düğünüm değil yas günümdür diyordum. Lise bittikten sonra düğünümüz olacaktı. Ancak babasının tayiniyle okula gelen Nazlı’yla aramızda bir aşk başladı. Bu arada halamın kızına en ufak bir ümit vermedim. Zaten o da benden nefret ediyordu. Belki de onun da bir sevdiği vardı. Bilemiyorum.”

Böylece İbrahim, nişanı bozmak için babasının yanına gidiyor. Elbette ki babası ve tüm aile karşı çıkıyor. Dayaklar atılıyor, parasız kalıyor. Ancak İbrahim ne sevdasından vazgeçiyor ne de fikrinden. Derken lise bitiyor ve reşit oluyor. Bir gece bir dostunun yardımıyla evden kaçıyor. Aradan geçen beş yılda memleketine dönmek bir yana ailesinden bir kişiyi bile görmeyen İbrahim, “Şimdi paramı kazanıp Nazlı’yı istemeye gideceğim. Bizim oralarda insana değer vermedikleri gibi seçimlerine de saygı duymuyorlar. Fakat artık bitti” diyerek kaderine nasıl meydan okuduğunu anlatıyor.

[Haber görseli]Bu bir gelenek değil kötü niyet

Harran’ın dümdüz yollarındayım. Sağlı sollu sarı tarlaların arasından geçerken birden lastiğimin söndüğünü fark edip en yakında gördüğüm evin kapısına yanaşıyorum. O sırada gözümle sayamadığım kadar çok çocuk bana doğru koşuyor. Abla hoşgeldin. “Dede, dede... Anna... Babo” gibi sesler adeta bir koro gibi hep bir ağızdan çıkıyor. Kapıda, eski Harran filmlerinden aşina olduğum başına taktığı puşiyle dikkat çeken yaşlı bir adam beliriyor.

“Ben C. Ağa... Buyurun. Hoş gelmişsiniz. Hoş gelmişsiniz”, sözleriyle evin avlusuna davet ediliyorum. İçeriye girdiğimde Güneydoğu’nun köylerinde alışık olduğum manzara ile karşı karşıya kalıyorum. Dışarıdaki çocuk korosunun yerini şimdi de kadınlı erkekli büyükler alıyor. “Hoşgelmişsiniz. Buyurun. Gelin. Gelin.” Derken sıcak gülümsemeler ve hal hatır sormalardan sonra, C. Ağa “Bacım ayran içer misin” diyor. Benden olumlu yanıt alan ağa, “Hanım hele bak” diye seslenince iki kadın birden bakıyor.

O an anlıyorum ki burası iki kumalı bir konak. Adam gözlerimden şaşkınlığımı anlar gibi yanıt veriyor: “Evet bende iki hanım var.” Hiç ikiletmeden, “Bu nasıl olur?” sözleri dökülüyor ağzımdan. Seksenine merdiven dayamış yaşlı adam başlıyor anlatmaya: Buralarda iki ve üç kumalı olmak çok doğal sayılıyor. Ancak benim için durum tam tersi. İlk karımı ilk gördüğümde 12 yaşındaydı. Ben 14. Onu gördüğüm anda âşık oldum. Hâlâ da aynı şekilde severim. Derken yıllar geçti. O 16, ben 18 yaşındayken evlendik. Nerdeyse 60 yıl öncesinden bahsediyorum.

Art arda 3 kız evlat

O zamanlarda hayatlarının baharında oldukları halde evliliğe geç kaldıkları için neredeyse kusurlu sayılan çiftin evliliklerinden arka arkaya bir de üç kız dünyaya gelince, bu durum çekirdek aileden çıkıp büyük ailenin baş sorunu oluyor.

C.’nin babası bir gün oğlunu yanına çağırır ve karısını babasının evine göndermesini emreder. Oğlunun, seviyorum ve mutluyum demeleri karşısında değil yumuşamak, yaşlı adam daha bir sinirlenir. C. direnebildiği kadar direnir. Aradan geçen yıllarda, baba oğlunu tarlasında çalıştırmaz. Evden kovar. Her gün dayak atar. Oğlu yine de kabul etmez ikinci eşi. Ancak bir gün ağır bir hastalığa yakalanan küçük kızı için para gerekir. C. çaresiz babasının yanına gider. Babanın tek şartı, kuma getirmesidir. Karısının onayını alan C. çaresiz kabul eder. Kız iyileşir. Ardından ikinci düğün yeni kumaya yapılır. Karısını seven C. o gerdeğe ağlayarak girer. Aylar sonra yeni kadından ikiz erkek haberi gelir.

C. Ağa yaşadığı bu olayı şöyle özetliyor: “İnanın ilk karımdan başkasını sevmedim. Gerdekten sonra da saçının teline bile dokunmadım ikinci eşimin. Bize yazık değil miydi? Babamı nasıl affedeceğim. İki karımın da kalbi kırıldı bir kere. Giyimim bu yörenin insanı ile bir ama düşüncelerim asla. Bir kadınla bir erkek zorla gerdeğe giriyorsa, orada insanlık kalmamıştır. Bu gelenek değil kötü niyet.”

Yazı dizisinin birinci bölümü: Urfalı Osman’ın yaşam öyküsü ‘bu kadar da olmaz!' dedirtti

Comment disclaimer