A+ A-

Her yüz kişiden biri çölyak hastası

Arpa, buğday, çavdarda bulunan glutene karşı ortaya çıkan çölyak hastalığında özel diyet önemli. Bunun dışında yanlış beslenme, antibiyotikler, ağrı kesiciler, doğum kontrol hapları, stres ve fiziksel yorgunluk gibi durumlar da bağırsak florasını bozarak bazı hastalıklara yol açabiliyor.
Paylaş
instela'da paylaş
Yayınlanma tarihi: 02 Eylül 2017 Cumartesi, 20:11

Çölyak hastaları ömür boyu beslenmesinde dikkat etmesi gereken önemli bir hasta grubu. Özellikle buğday, arpa ve çavdarda bulunan “gluten” maddesine karşı ortaya çıkan, ince bağırsağın alerjisi, duyarlılığı olarak tanımlanan hastalığın, dünyada ve Türkiye’de görülme sıklığı yaklaşık yüzde 1, yani her 100 kişiden birinde bu hastalığa rastlanıyor. Ancak, uzmanlar bu rakamın “buzdağının görünen kısmı olduğunu”, tanı konulmamış çok sayıda hasta olabileceğini belirterek “Çölyak hastalığı tanısı konmaz ve kişi gluten içeren gıdaları tüketmeye devam ederse, hastada beslenme yetersizliğinden başlayarak çok değişik yakınmaların ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle bu hastalar beslenmelerine çok dikkat etmeli” diyorlar. Hastalık ilk olarak Anadolu topraklarında 1. yüzyıl sonlarında yaşamış Kapadokyalı hekim “Aretaeus” tarafından tanımlanmış. Karınla ilgili yakınmaların ön planda olması nedeniyle Yunanca karın anlamına gelen “Çölyak” (coeliacus) olarak isimlendirilmiş. Yüzyıllar sonra, 1888’de İngiltere’de Samuel Gee hastalığın özelliklerini tanımlayıp diyetle ilişkili olabileceğini belirtmiş ve 1950’lerden sonra ise arpa, buğday, çavdarda bulunan glutenin hastalık etkeni olduğu ortaya konmuş.

Halsizlik, kilo kaybı

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hale Akpınar, çölyak hastalığının (ÇH) gelişmesi için genetik yatkınlığın gerektiğini belirterek “Böyle bir bireyde ince bağırsakların emilimde son derece önemli bir rol oynayan villus adı verilen parmaksı çıkıntıları glutene bağlı alerji nedeniyle harap olmaktadır. Böylece en başta temel besin maddeleri (protein, karbonhidrat, yağ) olmak üzere, vitamin ve minerallerin emilimi bozulmaktadır. Malabsorbsiyon dediğimiz bu klinik tabloda beslenme durumunun bozulmasıyla halsizlik, kilo kaybı, ishal (diyare), yağlı ishal (steatore), kansızlık (anemi), kemik erimesi (osteoporoz) gibi çeşitli klinik bulgular ortaya çıkmaktadır” diyerek hastalığın belirtilerini sıralıyor.

9 ile 24 ay arası

Çölyak hastalığının her yaşta tanı alabilmesine karşın en sık erken çocukluk (9 ay ile 24 ay arası) veya yaşamın 30-40’lı yaşlarında görüldüğünü söyleyen Akpınar, erişkin dönemde kadınlarda 2 kat daha sık izlendiğini söylüyor. “Organizmada etkilemediği organ veya sistem yoktur” diyen Akpınar, bu nedenle tanı konmasının da zor olduğunu vurguluyor. Akpınar, bu durumun tüm hekimleri ilgilendiren bir sorun olduğunu belirterek, “Tanısal zorluğun aşılabilmesi için geçmeyen, yineleyen, adı konulamayan her türlü sağlık sorununda hekimlerin ÇH’sini akla getirmesi gerekir” diyor. Hastalığın dünyada görülme sıklığının ortalama yüzde 1 kadar olduğunu anlatan Akpınar, ülkemizde de bu oranda görüldüğünü, yaklaşık 250-750 bin arası çölyak hastasının olduğu tahmin edildiğini anımsatıyor. Akpınar, “Ancak ÇH’de izlenen “buzdağı fenomeni” özelliği nedeniyle tanı alan hasta sayısı (yaklaşık yüzde 10), tanı almayanlardan çok daha fazladır” değerlendirmesini yapıyor.

Glutenden uzak...

Çölyak tanısı konduktan sonra tedavi için yaşam boyu çok sıkı glutensiz bir diyet tedavisinin önerildiğini anlatan Prof. Hale Akpınar, beslenmede dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıralıyor: 

-Buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan glutenden uzak kalmak temel prensip.

-Yaşam boyu diyet tedavisi önerildiğinden hasta, hekim, aile ve hasta çevresiyle yakın işbirliği, sürekli eğitim ve destek şart.

-Hastalar dışarıda yemek yerken yemeğin, market alışverişlerinde hazır gıda alırken etiket okuyarak, ürünün içeriğine dikkat etmeli. Besinlerin gluten ile bulaşımını tam olarak önlemek güçtür. Gluten parçacıklarının kolaylıkla besinden besine bulaşabileceği bilinmeli.

- İlaçlar, kozmetik ürünler, şampuan, krem vb. ürünler gluten içerikleri yönünden dikkatli kullanılmalı.

-Glutensiz ürünlerin hazırlanmasında mısır ve pirinç nişastaları kullanılır. Aşırı yağlı süt tozları ve kremalarda kullanılan palm yağı glutensiz ürünlerde lezzet artışı sağlayabilir. Ancak ortaya yüksek kalorili ürünler çıkacağından, obezite riski vardır.

-Uygulanan diyetle yakınmalar düzelir ve yaşam kalitesi artar.

-Glutensiz diyete yanıt yoksa ilk akla gelecek olan glutensiz diyetin tam olarak uygulanmamasıdır. Bunun dışında bağırsak mukozasında yaralar, ince bağırsak lenfoması gibi komplikasyonlar gelişmiş olabilir.

Gaps diyetleri

Son günlerde adını sıklıkla duyduğumuz, daha çok sayıda çocuk ve yetişkinin maruz kaldığı psikolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan “GAPS” diyeti de giderek yaygınlaşıyor. Uzman diyetisyen Işınsu Köksal, GAPS diyetini şöyle açıklıyor: “GAPS tedavisi; ince bağırsaktaki bakteri dengesini sağlamaya yani disbiyozu (bağırsak düzensizliği) gidermeye, bağırsak duvarındaki hasarı iyileştirmeye ve bağırsak geçirgenliğini önlemeye yöneliktir. Kişiye özel uygulanan tedavinin sonucunda; bazı nörolojik, psikiyatrik hastalıklar ve sindirim problemleri, çeşitli alerjiler, egzema, astım, kronik yorgunluk sendromunda belirgin oranda azalma ve iyileşme görülür.” Sindirim sisteminde hem yararlı, hem de fırsatçı (bazı durumlarda vücuda zararlı) mikropların bulunduğunu anımsatan Köksal “Önemli olan bağırsak florasında bakteri dengesini sağlamaktır. Sindirim sistemindeki yararlı bakteriler, fiziksel bir bariyer oluşturmanın ötesinde işgalci, patojen mikroorganizmalara karşı antibiyotik benzeri, anti fungal ve anti viral maddeler üretirler. Eğer, bağırsaktaki faydalı (probiyotik) bakterilerin miktarı azalmışsa ve görevlerini gerektiği gibi yerine getiremiyorsa “şehrin duvarları” iyi korunamıyor demektir. Bu durumda fırsatçı patojen bakteriler, bağırsakta iltihaplanmaya yol açabilir” diyor.

Sağlıksız bağırsak...

Anormal bağırsak florasına sahip bireylerde, patojen bakterilerin çokluğu ve yararlı bakterilerin azlığı nedeniyle besinlerin sindirilememesi durumunun ortaya çıktığını anlatan diyetisyen Işınsu Köksal, bu nedenle vücutta karbonhidrat, protein, vitamin ve mineral eksikliği ve besin intoleranslarının görüldüğünü, vitamin ve minerallerin yeterli miktarda emilememesinden dolayı da bireylerde halsizlik, kronik yorgunluk sendromu ve sık sık unutkanlık gibi durumlar görülebileceğini söylüyor.

Her türlü ilaç zararlı

Diyetisyen Işınsu Köksal, bağırsak florasına zarar veren olguları şöyle sıralıyor:

-Yanlış beslenme (basit şeker, işlenmiş karbonhidratlar, işlenmiş kahvaltılık gevrekler, katkı maddeli ve aroma vericilerle tatlandırılmış gıdalar, GDO’lu ürünler (soya ve mısır gibi), hormon ve suni yemle beslenen hayvanlardan üretilen yiyecekler ve her türlü plastik bardak veya şişeden içilen suların tüketimi). 

-Antibiyotikler (Penisilinler, Tetrasiklinler, Aminoglikozitler, Antifungal antibiyotikler).

-Ağrı kesici ve analjezikler.

-Steroid (kortizon) ilaçlar.

-Doğum kontrol hapları ve uyku hapları.

-Mide ekşimesine karşı kullanılan ilaçlar.

-Sinir yatıştırıcı ilaçlar.

-Stres ve fiziksel yorgunluk.

-Alkol.

-Kalitesiz ve yetersiz uyku.

-Diyabet ve obezite gibi metabolik hastalıklar.

 

Bağırsak florasının dostları 

  Bağırsak florasına iyi gelen besinler ise şöyle: 

-Doğal probiyotikten zengin besinler (yoğurt, kefir, ekşi krema, peynir, laktozsuz süt vb).

-Peyniraltı suyu.

-Fermente edilmiş sebze suyu.

-Lahana turşusu ve suyu (hipertansiyonu olmayanlarda önerilir).

-Mevsim balıkları.

-Nişastasız taze sebzeler (brokoli, Brüksel lahanası, bal kabağı, domates, enginar, havuç, ıspanak, kabak, kuşkonmaz, kereviz, maydanoz, marul, mantar, patlıcan, salatalık, sarımsak, soğan, su teresi, pazı, pancar, şalgam, taze fasulye, turp vb).

-Hayvansal Omega-3’ten zengin balık yağı.

-Ceviz ve keten tohumu.

- Soğuk sızma zeytinyağı.

-Diğer yağlı tohumlar (badem, fındık, kaju, fıstık, fıstık ezmesi; alerjisi olmayanlarda)

-Serbest dolaşan tavuklardan organik yumurta beyazı ve sarısı (belirli miktarda, kolesterol sorunu olmayanlarda önerilir)

-Taze ve donmuş etler.

-Et suyu, kemik suyu, balık suyu...

Yazı dizisinin birinci bölümü: Ömür boyu diyet

Yazı dizisinin ikinci böümü: Mucize besin yok

Comment disclaimer