Köşe Yazısı

A+ A-
Mustafa K. Erdemol

Dokunamadan gitti

19 Ekim 2018 Cuma

Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu elini kolunu sallaya sallaya çıkıp, gitti. Yıllarca elçilik yapmış diplomatlarımız başta olmak üzere, bu konuların uzmanı olan hemen herkes “Türkiye gitmesine izin vermemeliydi” dediler.
Türkiye’nin yapabileceklerini yapmadığı ya da yapma konusunda yavaş davrandığı ortada. Oysa AKP Genel Başkanı, konsoloslukta vahşice öldürüldüğü ileri sürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı davasının takipçisi olacağını ilan etmişti dünya âleme. Daha önce de verdiği sözleri tutamadığı bilinmesine rağmen, bu kez artık düpedüz bir vahşet olan durum karşısında gereğini yapar diye düşünüldü Genel Başkan’ın. Ama olmadı.
Önce anlaşalım; diplomatik misyonların bulundukları ülkede Viyana Sözleşmesi’ndeki kimi maddeler nedeniyle dokunulmaz oldukları doğruysa da Sözleşme’nin, söz konusu misyonları kabul eden ülke tarafından (bu durumda Türkiye tarafından yani) ihlal edilmesinin hiçbir yaptırımı yoktur. Kimse, başta Suudi Arabistan olmak üzere hiçbir ülke, Türkiye’yi Viyana Sözleşmesi’nin kurallarını ihlal edip konsolosa “dokundu” diye suçlayamazdı. Bu sözleşme, uyulmasında yarar olan, pratikte işleri kolaylaştıran, ülkeler arasında diplomatik misyonlar çerçevesinde sorun yaratmayı önleme amaçlı bir anlaşmadır aslında.
Oysa Türkiye’de, son yılların, eşine az rastlanır vahşetlerinden birine tanık olundu. Ülkemizde yaşayan bir gazeteci (yaptığı işlerden sadece biri buydu) kendi ülkesinin konsolosluğunda katledildiğinde, bunun sadece o ülkenin sorunu olduğu söylenemez. Türkiye’nin kurallarını yerine getirdiği Viyana Sözleşmesi’nden başka uyması gereken kendi kuralları da var. Bir cinayet işlenmiştir, gereği de yapılmalıdır.
Olmadı. Neden olmadığı malum. Türkiye, Suriye konusunda Suudilerin dolaylı müttefikidir. Ama öte yandan iki ülke Mısır yüzünden ya da Katar’a Suudi ablukası nedeniyle de pasif düşman durumundadırlar. Türkiye’nin, özellikle Genel Başkan’ın, Suudi Arabistan’la ilişkileri daha da kötüleştirmeme tutumu içinde olduğunun, bu nedenle sık sık çelişkili durumlara düştüğünün örneği çok. Suudi Arabistan’da rejimce katledilen Şii lider Nimr’in ölümünü “Suudi Arabistan’ın iç meselesi” olarak değerlendiren (böyle demişti) Genel Başkan’ın, Bangladeş’te casusluk ve fitne çıkardıkları için asılan Sünni İslamcılar nedeniyle Bangladeş’i eleştirmesi, bunun en çarpıcı örneğidir. Kendi halkı, kendi ordusu tarafından devrilen İslamcı Muhammed Mursi yüzünden Arap dünyasının en büyük, en önemli ülkesi olan Mısır’la ilişkileri bozan Genel Başkan’ın, Mursi’yi devirdiği için General Sisi’yi destekleyen Suudi Arabistan’a sesini hiç çıkarmadığını da anımsayalım.
Durum şu; Türkiye’nin, Suudi konsolosun, hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan, ki sorgulama hakkı vardı, göz göre göre gitmesine göz yumması, Suudi Arabistan’a yönelik sessiz kalma “politikasının” bir örneğidir. Sessiz kalacaktır, çünkü şimdilik iyi ilişkiler içinde olduğu Rusya da Suudi Arabistan’la son derece iyi ilişkiler içindedir, bakmayın siz Suriye konusunda Suudilerle Rusya’nın farklı politika gütmelerine. Dünya petrol piyasasını, yaptırımlar nedeniyle eli kolu bağlanan İran da hazır yokken, Suudi Arabistan’la Rusya beraber belirlemekteler bugün. Bu sıkı bir dostluktur. Kandırmasın kimse kendini.
Büyük ülke olmanın kimi kuralları olduğundan söz ederler. Bunlar arasında kimilerinin söyle-meyi pek sevdiği “dik duruş” olarak adlandırılan tutum da vardır. Benim “dik duruş” deyince aklıma, şöyle on yıl öncesinin Sudan’ı gelir. Dünya siyaset sahnesinde pek de etkili bir ülke değildir malum, hiçbir zaman da olmadı. Çakal Carlos’un adı geçen ülkede olduğu ihbarını alan Fransız istihbarat elemanlarını “Elinizi kolunuzu sallayarak ülkemize giremezsiniz” diye havalimanından geri çevirmişti Sudan. Ne bileyim, dik duruş budur herhalde.
Ülkenizde bir cinayet işleniyor, fail ya da özendiricilerinin kim olduğu gün gibi ortada. Viyana Sözleşmesi’ne uymamak için çok haklı bir gerekçeniz var. Konsolosu sorgulamak için durdurabilirdiniz. Yapmadı kimse.
Ne zamandan beri iki büklüm eğilmek dik duruş oldu?.

Tümü Mustafa K. Erdemol - Son yazıları

Maymuna ustura verilmez 30 Kasım 2018 Cum
‘İşçi Anketi’ üzerine 23 Kasım 2018 Cum
İlhan Ağabey için 16 Kasım 2018 Cum