Köşe Yazısı

A+ A-

Çözümün yolu Şam’dan geçiyor

11 Ocak 2019 Cuma

Trump’un Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’u, “dâhiyane!” bir buluşla Dalton’a benzeten Devlet Bahçeli, Özal döneminde Teksas- Tommiks’te kalmış olan engin siyasi kültürün şimdi Red Kit’e kadar uzandığının kanıtı. “Hayırlı olsun!” diyelim.
Şaka bir yana, kritik günler geçiriyoruz.
Trump’un 19 Aralık tarihli herkesi şaşırtan Suriye’den çekilme açıklamasının üstünden pek uzun süre geçmeden, aslında Washington’un bölge üzerindeki hesaplarından ve PYD-YPG ile ittifakından vazgeçmediğinin ortaya çıkması ve Washington’un Türk-Kürt ilişkileriyle ilgili çirkin açıklamaları bu gerginliği kaçınılmaz kılmıştı. Tayyip Erdoğan’ın Bolton’a İbrahim Kalın’ı göstererek “Senin muhatabın bu!” demiş olması, Ankara’nın bu kez Washington karşısında, yüksek tonda konuşacağını göstermektedir.
Bu tavır kararlılık ifadesi olarak yerindedir.

***

Fakat bu yetmez, Ankara’nın Washington karşısında alternatiflerini çoğaltması ve manevra yeteneğini artıracak önlemleri de alarak, elini güçlendirerek çıkması da gerekir.
Kamuoyunun yakından tanıdığı Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, Cumhurbaşkanı’nın New York Times’daki yazısından hareketle “Türkiye, ABD’nin boşalttığı alana girmek istiyor ve bölgeyi Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad güçlerine bırakmaya niyetli görünmüyor” diyor.
Eğer gerçekten öyleyse, Suriye bunalımı başladığından bu yana hep yanlış hesap peşinde olan Türkiye yeni diplomatik bir hata daha yapıyor demektir.
Son zamanlarda, Suriye’nin toprak bütünlüğünü dilinden düşürmeyen ve ABD karşısında da PYD-YPG konusunda, bu söyleminde haklı konuma geçen Türkiye, artık Suriye’de çözüm yolunun Şam’dan geçtiği gerçeğini görmeli ve ona uygun davranmalıdır.
ABD’nin bırakacağı (boşluk bırakıp bırakmayacağı da belli değil ya) boşluğu Türkiye’nin doldurması, ilk bakışta kamuoyuna ne kadar çekici gibi görünürse görünsün, Türkiye’yi Suriye batağına daha da batıracak böyle bir girişim, hem gerçekçi değildir, hem de çok tehlikelidir.
ABD, PYD-YPG’den desteğini çekmediğini açıklamıştır.
Türkiye’nin Astana sürecinde birlikte hareket ettiği Rusya da Suriye’nin kuzeyinde Ankara’nın konuşlanması veya geçenlerde burada da belirttiğimiz gibi, bağrında büyük ölçüde radikal İslamcı grupların mevcut olduğu ÖSO’nun at oynatmasını hiç hoş karşılamayacaktır. Moskova bu konudaki tavrını birçok kez ima etmiştir.
Suriye’de iç savaşın tümüyle geride kalıp, bu ülkeyi toprak bütünlüğüne sahip, bölge için tehdit olmaktan çıkaran bir barışın kurulabilmesi, ancak kuzeyinin de Şam’ın kontrolünde olması ile mümkündür.

***

Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olmak, bu gerçeği kavrayıp içselleştirmek demektir.
Bunun için Ankara’nın Şam ile ilişkiye girip, her iki ülkenin de kırmızı çizgilerine saygı doğrultusunda uzlaşmaları gerekmektedir.
Suriye’nin kuzeyindeki durumun çözüme ulaştırılması için taraflar eninde sonunda Şam ile anlaşmak zorundadırlar. Ankara bu yolu tutmadığı takdirde PYDYPG ve yabancı müttefikleri bu uzlaşmayı kendi aralarında sağlayacaklardır.
Ankara çok geç olmadan uyanmalı ve Esad’ı PYD-YPG’nin yanına itecek tavırdan vazgeçmelidir.
Suriye batağına daha fazla dalmadan sorunu çözmenin yolu budur.
Yanlış hesap her zaman Bağdat’tan dönmez, bu kez de biz düzeltmezsek, Şam’dan dönüp gelecek gibi görünüyor.

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Babalanmak mı? Direnmek mi? 22 Ocak 2019 Sal
AKP yapabilir mi? 18 Ocak 2019 Cum
‘Stratejik ortak’ 15 Ocak 2019 Sal

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

İbrahim Kalın, Ahmet Yavuz