Köşe Yazısı

A+ A-
Adnan Binyazar

Semirtenler Semirtilenler

8 Şubat 2019 Cuma

Semirtinin, “besili, etli duruma getirmek” anlamı içeren tanımı; koç, hindi, kaz türünden hayvanlarla ilgili. İnsanlar arasında, belki bilinçaltında hayvana özenerek kendini semirtme çabalarına giren de az değildir. Semirtilenlerin en önde gelenlerinin, iyi semirticilerin kapılarını aşındıranlar arasından çıktığı da biliniyor.
Semirten düğün dernek salonlarında, kayırılan kişilerle oturduğu yemek masalarında takındığı yapay gülüşüyle; semirtilen ise yediği lokmalarla davula dönmüş gergin yanaklarıyla birbirinden ayırt edilir.

Köy
Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra Japonya’ya davet edilen William Faulkner’a bir üniversite öğrencisi, “Köy adlı romanınızı üst üste üç kez okudum ama bir şey anlayamadım” diyerek suçu yazara yükleyince yanıtını alır: “Dördüncü kez okuyun!
Ne yazdığını iyi bilen Faulkner’ın yanıtının ne denli yerinde olduğunu Köy’ü yıllar sonra yeniden okuyup, semirticiliğiyle köyde herkesi denetleyen Will Varner gibilerin anlatıldığı yere gelince, o büyük yazarın verdiği yanıtın bende de yerine oturduğu kanısına vardım:
Will Varner, bölgenin bir numaralı adamıydı. Bir ilçede en büyük toprağa sahip kişi ve vazgeçilmez denetici, öbür ilçede sulh yargıcı, her iki ilçede de seçim encümeni üyesi olarak çevresinde yasanın değilse bile en azından öğüt ve uyarı kaynağıydı. Yöre halkı, (...) Varner’a, ‘Ne yapmalıyım?’ tavrıyla değil de, ‘Ne yapmamı isterdin eğer bana onu yaptırabilseydin?’ tavrıyla gelirlerdi. Varner bir çiftçiydi, bir tefeciydi, bir veterinerdi; Jefferson yargıçlarından Benbow bir defasında onun için ‘Bir katırın kanını akıtan ya da oy sandığını düzmece oylarla dolduran daha yumuşak huylu bir adam olamaz’ demişti. Yörede en iyi toprakların sahibi oydu. Geri kalan toprakların çoğu da onun üstüne ipotekliydi. Kasabadaki dükkânlar, pamuk çırçırı, değirmen, demirci dükkânı da onundu. Yörenin insanlarından biri alışverişini yapmaya, buğdayını öğütmeye, pamuğunu çiğitten ayırmaya ya da hayvanını nallatmaya başka bir yere gidecek olursa, halk arasında, ‘Kötü talih peşini bırakmaz,’ diye bir söylenti bile dolaşırdı.” (William Faulkner, Çev. Deniz Ilgaz, Köy, YKY, İstanbul 2004, s. 17)

Güne uyarlama
Faulkner, geçen yüzyılın başlarında yaşayan semirtici Varner’ın kişiliğini betimlerken, onun, “sandığı düzmece oylarla doldurduğuna” değiniyor. Önümüzdeki seçimin adaylarından biri, “Geçen seçimde işi bu kadar kontrol etme şansım yoktu” açıklamasıyla, seçmende güven yaratmaya çalışıyor.
Seçim sonucundan umudu kesen yazar Zafer Arapkirli ise, “Duyan, gören de gerçekten ‘seçim’ yapıyoruz zannedecek. Demokrasinin askıya alındığı ve ‘Sürekli OHAL’ uygulaması altında yapılacak tüm seçimler hükümsüzdür” yargısına vararak halk arasındaki toplumsal güvensizliği dile getiriyor.

Sıradan bir yorum
Küçücük bir köyden geniş topraklı ülkelere, tek kişi egemenliğine dayalı toplumlarda semirtenle semirtilen arasındaki ilişkiler, giderek bedenin içini saran tehlikeli bir ura dönüşür. Semirten, gücünü sürdürmek için semirtmek zorundadır. Semirtilen, yeryüzünün gözü doymak bilmez yaratığıdır. Besini kısılmaya görsün, semirtenin baş düşmanı kesilir.
Tarih sayfalarını şöyle bir karıştıranlar bile, halkın, kansere dönüşecek bu uru ortadan kaldırmak için savaşa kalkıştığını okumuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı “kurtuluş-kuruluş savaşı” bu gerçeğin tarihidir.
Faulkner, anlaşılması iyi okurluk gerektiren Köy adlı romanında insanlığa bunu sezdiriyor.

Tümü Adnan Binyazar - Son yazıları

Kedileri severken ağlayınız 21 Haziran 2019 Cum
Hayatı kararanlar! 14 Haziran 2019 Cum
Güldürmek, gülmek! 7 Haziran 2019 Cum