Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Ezana dokunma!

15 Mart 2019 Cuma

Nihayet o da oldu! Dini kendi siyasi emellerine, ticari gelirlerine alet etmeyi şiar edinmiş olanlar, Beyoğlu’nda kadınların yürüyüşlerini yasaklamalarına izana uygun bir gerekçe uyduramayınca, bir kez daha iftira yolunu tuttular:
- Onlar orada ezanı yuhalayıp ıslıklıyorlardı.
Din bezirgânları kendi melanetlerine karşı en etkili panzehir olan laikliği kötülemek için, o ilkeyi ve savunanlarını hep, din düşmanı, din karşıtı gibi göstermek istemiş, bu yönde çok vahim sonuçlar doğurabilecek kışkırtmalardan hiç geri durmamışlardır.
Oysa laiklik yanlılarının, laikliğin din ve ezan ile bir alıp veremedikleri yoktur.
Tam tersine onlar, aydınlanmacı laik Cumhuriyetin temelinde toplumun geleneksel ahlaki değerlerinin de bulunduğunu bilirler. Tarihi gelişmeler de onları doğrular.
“Gazi Meclis” 1. TBMM’nin 12 Mart 1921 günü, büyük bir coşku içinde ayakta oybirliğiyle kabul ettiği İstiklal Marşı bunun göstergelerinden biridir.
İstiklal Marşı’nda din ve ezan konusunda şöyle der Mehmet Akif:
Ruhumun, İlahi şudur ancak emeli
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
Bu ezanlar ki şahadetleri dinimin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

***

Mütareke İstanbulu’nun, bütün değer yargıları allak bullak olmuş, bütün kurumları ve kuralları ayaklar altına alınmış; işbirlikçi çevrelerinin, ahlak düşkünü ve sapkın davranışlarını anlatan eserleri okuduğumda, (ne yazık ki, bu konu yeterince işlenmemiştir) hep düşünmüşümdür, yıllar süren savaşlar, dayanılmaz ölçüde koyulaşan yoksulluk içinde, o korkunç yoksunluk ve ihanet ortamında ülkeyi, birbiriyle dayanışma halinde ayakta tutan moral etkenler neler olmuştur diye.
Ulusal bilinç deseniz bir ölçüde geçerli olmakla birlikte tam olarak karşılamıyor soruyu.
Öyle ya! Kendisiyle oluşup büyüyen ulusal bilinci yaratan o dayanışma ve o direnme olduğuna göre, başka bir şeyler daha olması gerek.
Biraz daha bakınca, o sırada yıkılmakta olan değerlerin yokluğunda toplumu ayakta tutanın o gün hâlâ varlığını koruyan geleneksel toplumsal ahlaki değerler, yani Anadolu İslamının geleneksel değerleri olduğu görülüyor.
Yahya Kemal’in Koca Mustafa Paşa, için kullandığı deyimle fetihten beri mümin mütevekkil yoksul toplumun çözülmeyip ayakta duruşunda önemli etkenlerden biri olmuştu ezanın simgelediği değerler bütünü.
Aklı başında hiç kimse bu olguyu yadsıyamaz.
Yine kimsenin görmezden gelemeyeceği bir başka gerçek de, ezan sesinin yurdunun üstünden eksik olmamasını dileyen, Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı, 12 Mart 1921’de gözyaşları ve var ol sesleriyle ayakta alkışlayan Meclis’in, aradan üç yıl geçmeden hilafeti ve evkâf şeriye vekâletlerini kaldırıp laikliğin temeli olan, Tevhid-i Tedrisat Yasası’nı kabul etmiş olmasıdır.

***

Kısacası mümin mütevekkil yoksul toplum, her şeyin yıkıldığı bir dönemde Anadolu İslamının geleneksel değerleriyle ayakta kalmayı becermişti. Ve o geleneksel değerler, toplumsal dayanışmanın ürünü olan bir savaşın sonunda laik bir Cumhuriyetin kurulmasına da karşı çıkmıyor, ona da katılıyorlardı.
Yani toplumumuzun temelinde, laikler ve ezan karşıtlığı hiçbir vakit olmamıştır ve olmayacaktır da.
Peki, şu anda toplumun canına okuyan karşıtlık ne o zaman?
Çok basit: Karşıtlık laik Cumhuriyetçiler ile din arasında değil, din tacirleri arasındadır.
Ve ezanın böyle bir ticarete alet edilmemesini önlemek üzere “ezana dokunma!” diye karşı çıkmak da yine laik Cumhuriyetçilerin görevidir.

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Neden olanlar utansın! 19 Nisan 2019 Cum
Yerelden başlayarak 16 Nisan 2019 Sal
Bir sandık kalmıştı 12 Nisan 2019 Cum