Köşe Yazısı

A+ A-

Emeğin cehennemi

13 Ağustos 2017 Pazar

Dünkü Cumhuriyet’in manşeti Türkiye’de işçilerin sendikalılaşma ve toplusözleşmeden yararlanmaları üstüne sayısal verilerden oluşuyordu.
Tokat gibi bir haberdi. Tokat önceki gün Yazıişleri toplantısında bizim suratımızda patladı. Sanırım (ve umarım) sizin de Cumhuriyet’i elinize aldığınızda patlamıştır.
Ayrıntıları boşverin. Tek cümle yetiyor:
Türkiye’de işçilerin yüzde 90’ı sendikasız; yüzde 95’i toplusözleşmesiz...
Bu ürkütücü, bu korkunç tabloyu “12 Eylül faşizminin elebaşıları DİSK’i kapattı, Türk İş’i emir kulu kıldı... Turgut Özal sendikasızlaştırma operasyonunun düğmesine bastı, AKP iktidarı da üstüne mum dikti” gibi Türkiye ile sınırlı ve yüzeysel ve olguları kişiler üstünden açıklamaya girişen değerlendirmelerle ele alamayız, almamalıyız...
1980’lerin sonu bir yandan Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Çin’le birlikte Asya’nın uçsuz bucaksız toprakları üstünde kapitalizmin yeniden ayakları üstüne dikildiği; bir yandan da çoktan “milliyetsizleşmiş” sermayenin küresel sermaye’ye sıçrayışını anlatır.
Küresel sermaye, ulusal sınırların silikleştiği, finans sermayesinin sanayi sermayesini ikinci plana ittiği, borsaların 24 saat açık kalabileceği bilişim teknolojisinin kapitalizme yeni ufuklar açtığı bu dönemde sermaye için dikensiz gül bahçesi yaratmak da temel bir hedefti.
“Kapitalizm gülü”nün dikeni işçi sınıfıdır. İşçi sınıfının siyasal örgütleri sınıf partileri, ekonomik çıkarlarını savunduğu örgütleri de sendikalardır.
O fırtınalı 1989 sonbaharında 70 yılı aşkın süreyle “sosyalizm kuruculuğu” sürecinde başarısız kalan komünist partiler Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da başdöndürücü bir çözülme ve sönümlenme yaşarken Çin Komünist Partisi sosyalizm kuruculuğunu unutup (ya da vazgeçip) kapitalizmi yeniden inşa etmeye yöneldi. Arnavutluk’ta adeta buharlaştı ve Yugoslavya parçalanırken komünist partisini de gömdü.
Ardından, 90’lı yıllar boyunca işçi sınıfının sendikal örgütlenmesinin hunharca tasfiyesine tanık olundu. Sermayenin küreselleşmesi sendikal örgütlenmenin omurgasını kırmaya yöneldi. “Sendikasızlaştırma” siyasal literatüre yaygın kullanılan ve acımasızca uygulanan bir kavram olarak girdi.
Sadece komünist partiler değil, Marksizmden doğan ve ağır ağır Marksizmden uzaklaşan sosyal demokrat partilerin de tabanlarındaki geleneksel işçi oyları hızla eridi.
Batı Avrupa’da bu süreç zorbalığa yönelmeden yürüdü. Doğu Avrupa’da bir intikam operasyonunun özneleri yapıldı.
Türkiye’de ise sistemli yürüyen bir devlet politikası desteğiyle sendikasızlaştırma operasyonları hızlı ve önce büyük sermaye işyerlerinde, ardından orta ve küçük işletmelerde uygulamaya sokuldu. Kalanını “sarı sendika” nitelemesini bile hak edemeyecek hale getirilen Türk İş getirdi. AKP dikenleri kırılmış bir gül bahçesi devraldı ve taşeronlaştırma gibi yöntemlerle ölümcül darbeleri art arda ve aralıksız vurdu.
Sonuç tek cümledir:
Türkiye’de işçilerin yüzde 90’ı sendikasız; yüzde 95’i toplusözleşmesiz...  

Tümü Aydın Engin - Son yazıları

PÖH, JÖH ve şimdi de HÖH... 14 Aralık 2017 Per
Savaş bakanlığı yok savunma bakanlığı var... 13 Aralık 2017 Çar
Gere gere nereye?.. 11 Aralık 2017 Pzt