Köşe Yazısı

A+ A-

Tabu imparatorluğunun sınıf kompleksi

08 Eylül 2017 Cuma

Oldboy... 2003 yapımı bir Güney Kore filmi. Çağdaş bir ensest hikâyesi anlatıyor.
Incendies... 2010 yapımı Kanada-Fransız ortak filmi. Savaşlar tarihiyle yazılmış hayatlardaki bir ensest hikâyeyi anlatıyor.
Precious... 2009 yapımı bir Amerikan filmi. Harlem’de yaşayan bir kadının gerçek hayatı üzerinden ensesti anlatıyor.
Savage Grace. 2007 İspanya, ABD, Fransa ortak yapımı bir film. Varlıklı bir ailenin içindeki ensesti anlatıyor.
The Color Purple. 1985 Amerikan yapımı bir film. 1900’lü yılların başında siyahi bir kadının yaşadığı gerçek hayata dair ensest bir hikâyeyi anlatıyor.
Moebius. 2013 Güney Kore yapımı bir film. Çağdaş ve çok sert bir ensest hikâye anlatıyor.
From Beginning to End. 2009, Brezilya yapımı bir film. Eşcinsellik üzerinden ensest bir hikâye anlatıyor.
Crimson Peak. 2015 Amerikan yapımı bir film. Ensest temalı bir korku hikâyesi anlatıyor.
Dolores Claiborne. 1995 Amerikan yapımı bir film. Ensest temalı polisiye bir hikâye anlatıyor.
I Stand Alone. 1998 Fransız yapımı. Sert bir ensest hikâye anlatıyor....
Filmlerde, romanlarda dünyanın her yerinde ensestten yaralı insanların hikâyeleri anlatılıyor.
Kahramanların kimi fakir, kimi zengin...
Kimi eğitimli, kimi eğitimsiz...
Oranlar ülkeye, kültüre, ekonomik seviye, geleneklere, göreneklere, inançlara göre değişiyor.
Ama medyaya düşen haberler hep aynı.
Bir gün Hindistan’da bir baba çocuğuna tecavüz ediyor; ertesi gün İsviçre’den benzer bir haber geliyor.
Aile, inanç ve ahlak sistemi uygarlığın başından beri o kadar yanlış bir temele kurulmuş ki...
Bir Pakistan filminde de bir Belçika filminde de aynı sert hikâyenin farklı hallerini izleyebiliyorsunuz.
Sadece geri kalmış, aklı karışık, iktidarı şaibeli ülkelerde değil, en gelişmiş ülkelerde ve en yüksek demokrasilerde de ensest var.
Varlığını tüketim girdabı üzerinden şekillendirmekte inat eden ve kendi doğasına meydan okumakta ısrarcı olan insan, güneyden kuzeye, doğudan batıya, zengin, fakir demeden bin yıllardır sorunlu bir cinselliğin cehenneminde kavrulup duruyor.
O yüzden ensest gibi çağa ait cinsel suçlarda suçluların ya da mağdurların hangi sınıftan olduğu insanlığın birincil meselesi olmuyor.
Ama devletlerin, hukukun, aydınların ve toplumsal bilincin hangi sınıftan olduğu ciddi bir mesele.
Cinsel suçlara dair suskunluğun meşrulaşmasına savaş açan ve adaleti her şeyden üstün tutan çağdaş sistemler, toplumu kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, çocuğuyla cinsel şiddete, tacize, istismara, enseste karşı bilinçlendirirler.
Uygar ülkelerde yasalar ve toplumsal ahlak, dinsel ya da geleneksel hassasiyetlerle değil mağduru daha da mağdur kılmama hassasiyetiyle yapılandırılır.
Neticede o sistemlerde mağdurlar başlarına bir şey geldiğinde hem toplumun hem de yasaların kendilerine sahip çıkmaktan başka bir refleks göstermeyeceğinden emindirler.
Öyle bir ülkede çocuk evliliklerini onaylayan fetvalar veremezsiniz.
Aile içi ilişkileri dini referanslara dayandırarak açıklayan laflar edemezsiniz.
Çocukları denetimsiz yurtlarda tarikatlara, hacılara, hocalara emanet edemezsiniz.
Ve cinsel suçların işlenmesinde ve tespitinde bir sınıf farkının üzerinden kompleksli bir savunma algısı yaratmayı marifet bilmezsiniz.
Mesela, “Sizin gibi düşünmeyen, sizin gibi yaşamayan, sizin kadar cici olmayan, sizin gibi inanmayan, sizin kadar zengin olmayan, sizin kadar eğitimli olmayan, sizin kadar ‘janti’ ve ‘klas’ olmayan insanlara karşı öyle nefret ve hınç dolusunuz ki... Onlarla ilgili kulağınıza üflenen her türlü palavrayı anında doğru kabul ediyorsunuz” diye bir cümle kurmazsınız.
Ve bu hassas meseleyi;
“Siz o insanların ana, bacı, kardeş falan dinlemeden birbirlerinin ırzına musallat olduğunu tartışmasız bir veri olarak kabul edecek kadar nefret dolu olursanız...
Her seçimde ‘bunlar niye onlara oy veriyor’ diye daha çok ağlaşırsınız” diyerek yersiz bir politik çıkarıma bağlamazsınız.
Bunu yapmazsınız.
Keşke yapmasanız.