Köşe Yazısı

A+ A-

‘Bardağın boş tarafına bir manifesto’

15 Kasım 2017 Çarşamba

Sedef sınav kâğıdını gösterdi.
Ozan soruların hepsini doğru cevaplamış.
Boşlukları doldurmuş.
Eşanlamlıları bulmuş.
Çevirileri yapmış.
Sayıları yerli yerine yerleştirmiş.
Yetmiş yedi almış.
İngilizce sınavından gerçekten yetmiş yedi almış.
Kayırma yok, hoşgörü yok, iltimas yok.
Kendi kendine doldurmuş sınav kâğıdını ve dersten “Başardım” diyerek çıkmış.
Ben ağlamaya başladım.
Sedef de ağladı.
Otizmli oğlumuz Ozan büyük mücadeleler sonucunda zar zor devam edebildiği okulda, yaşıtlarıyla birlikte girdiği sınavda İngilizceden yetmiş yedi alınca...
Ağladık biz sevinçten ve umuttan ve güldük ve ağladık ve güldük.
“O zaman her şeyi yapabilir Ozan?” dedim.
“Eğer bu şekilde okula devam eder, hayata karışır, sosyalleşirse tabii ki yapar” dedi Sedef.
Yine sevinçten ağladık yine umutla güldük ve ağladık ve güldük...
Ozan on bir yaşında.
Yaşıtlarıyla okula gitmesi, sınıfta derslere katılması yıllardır büyük sorun.
Yasal haklara rağmen öğretmenlerin yetersizliği, yöneticilerin bilinçsizliği ve bazı velilerin kabalığı yüzünden Ozan’ın yaşıtlarıyla birlikte normal eğitim alması hep şartlara bağlı.
Anlayışlı bir müdür, hevesli bir öğretmen ve aklı başında veliler bir araya gelmedikçe, Ozan’ın normal bir okulda eğitim görmesi mümkün olamıyor.
Kendi kendine İngilizce öğrenen, hatta şu sıralar internetten bir ihtimal Arapçayı da sökmekte olan (duaları açıp Arapça yazıları sağdan sola parmağıyla izleyerek okuyor) ve bizim fazla giremediğimiz o gizemli ve çok renkli iç dünyasında daha birçok şeyi halleden Ozan...
Ülkenin zaten perişan olan eğitim politikasında özel çocuklar için aksamadan işleyen bir sistem olmadığı için ancak Sedef’in bilinçli ve sabırlı ısrarı sayesinde eğitimine devam edebiliyor.
Sedef...
Ozan İngilizceden yetmiş yedi aldı diye birlikte ağladığımız ve güldüğümüz arkadaşım, şu on bir yıllık süreçte Ozan’la birlikte değişen hayatında yaşadığı duyguları, varoluşa dair düşüncelerini ve günden güne olgunlaşan hayat felsefesini anlattığı bir deneme kitabı yazdı.
Kitabın adı “Kedi Gözü”.
Küçücük bir kitap ama çok büyük bir şey anlatıyor.
Mesela Ozan’ın denize ilk kez girişini anlatıyor.
Beş yıl boyunca Ozan’la denizin kıyısında oturuşlarını...
Ozan’ın beş yıl boyunca denize girmeyip oturduğu yerden tek tek ve özenle suya taş atışını...
Taşların suda oluşturduğu halkalara bakışlarını...
Her birini atarken duyduğu başarı coşkusunu...
Beş yıl sonra bir gün birden Sedef gözünü ondan kaçırmışken kalkıp tek başına denize girişini...
Ve yıllardır Sedef’in ondan beklediği şeyi yapışını...
Dudakları morarıncaya kadar bir daha sudan çıkmayışını... anlatıyor.
Değerlerin, kıymetlerin durumlara göre nasıl farklılık gösterdiğini ve farklı bir çocuğa sahip olmanın bir insana neler neler öğrettiğini anlatıyor.
Sedef...
“Bardağın boş tarafına bir manifesto yazdım” diyor.
Ben “Bardağın boş tarafına yazılan manifestolar gibisi yoktur” diyorum.
Dikiyoruz bardakları kafamıza.
Ozan hâlâ denizde, dudakları mosmor...
Yaşadığı o güzel ve özel dünyadan...
Hem çok uzaktan hem de çok yakından bize bakıyor.
Asıl manifestoyu varlığındaki muazzamlıkla bize ve tüm dünyaya o yazıyor.