Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar Ve Görüşler

ORAL KARAKAYA - Bilgi çağının metası

13 Şubat 2018 Salı

Yüz yıl önce, devlet bireyleri muhbirleri vasıtasıyla ve sınırlı bir alanda takip imkânına sahipken bugün her saniye izleme olanağı var. Cep telefonları, güvenlik kameraları, kredi kartları, bilgisayar yazışmaları, devletin yeni muhbirleri haline geldi.

[Haber görseli]

“Hep yüce Tanrı her şeyi bilir deriz, ama galiba başkası da aynı şeyleri yapmaya çalışıyor.” Canavarın İnternetteki Sayısı: 666, Frank Sunn.
Küreselleşmenin herkes tarafından kabul görmüş kavramsal ve kuramsal bir çerçevesi olmamakla birlikte, bilgi iletişim teknolojilerindeki gelişmenin, bu olgunun merkezinde yer aldığı kabul ediliyor.
Kendisine dünyayı dönüştürme misyonu yüklenen bilgi-iletişim devriminin, otomobilin ya da elektriğin bulunmasından daha büyük bir gelişme olduğunu kabul etmek mümkün değilse de bireysel ve toplumsal yaşamı çok ciddi bir şekilde etkilediği, daha derinden etkilemeye devam edeceği de açık. Bilgi-iletişim teknolojilerindeki ilerlemenin, mal, hizmet ve paranın hareket kabiliyetinin artması, hizmet alımında kolaylık ve dünyanın her bakımdan küçülmesi, her şeye erişimin kolaylaşması gibi birçok olumlu yönü var. Ancak beraberinde çok ciddi sorunları da getiriyor.

Etik sorunu
Bilişim devriminin en önemli sorun alanlarından birisi etik konusunda kendisini gösteriyor. Ancak, etiğin belli bir tarihsel ve toplumsal süreç gerektirmesi, yani oluşmasının belli bir zaman alması, bilişimin hızına yetişmesini zorlaştırıyor. Yaşanan bilişim sorunlarının çoğu hukuk yoluyla çözülmeye çalışılıyor ve bu nedenle etik ve hukuk bu alanda birbirlerini tamamlamak yerine birbirine karışıyor. Ayrıca, bilgi teknolojilerini üreten sermayenin, “etiğinin de üretimine” talip olması, bilişim etiğinin sosyal boyutu ile sermayenin ekonomik menfaatlarını koruma çabası arasındaki mücadelenin iç içe geçmesine neden oluyor.
Tüm bu karmaşaya ve kuramsal temel eksikliğine rağmen, bir bilişim etiği alanın oluşmaya başladığı görülüyor. Bilişim etiğinin bireysel, toplumsal ve siyasal boyutları bulunuyor.

Mahremiyete tehdit
Bireysel bilişim etiği sorunlarının başında temel hak ve hürriyetlerden birisi olan özel hayatın gizliliği ya da başka bir ifadeyle mahremiyete yönelik tehdit geliyor. İnsanlar, dünyaya yalnız gelirler, daha sonra sosyal hayata katılırlar, ancak sonunda yine yalnız bir şekilde dünyayı terk ederler. Yalnızlık günlük hayatta olumsuz yönleriyle anılmakla birlikte, insanın bazen yalnızlığını yaşama isteği ve ihtiyacı da var. Çünkü her gün yüzlerce kişi, ailesi, iş ve okul arkadaşları, akrabalarıyla vakit geçiren bireyin, bazen kendisiyle de başbaşa kalma ihtiyacı oluyor. Mahremiyet olarak da tanımla nan “kendisini dinleme hakkı”, bilişim teknolojileriyle birlikte en çok ihlal edilen temel özgürlüklerden birisi oldu. Mahremiyete yönelik ihlaller, devlet, sermaye ve diğer bireyler olmak üzere üç yönden geliyor.

Devletin muhbirleri
Devlet otoritesi, kullandığı kamusal ayrıcalıklar ve üstünlükler nedeniyle bazen hukuksal zeminde bazen de hukuk dışı yollarla bireyin günlük hayatını kontrol altında tutma imkânına sahip. Bundan yüzyıl önce, devlet bireyleri muhbirleri vasıtasıyla ve sınırlı bir alanda takip imkânına sahipken bugün her saniye izleme olanağı bulunuyor. Cep telefonları, güvenlik kameraları, kredi kartları, bilgisayar yazışmaları ve uydu takip sistemleri, devletin yeni muhbirleri haline geldi. Sokakta, işyerinde, bilgisayar başında, telefon konuşmasında ve evinin içinde izlenip dinlenen bireylerin gizlenebileceği başka hiçbir yer kalmadı, birey “hayatın her alanında çırılçıplak” hale geldi. Küresel terörizm de, getirdiği “güvenlik paranoyası” ile özgürlük-güvenlik dengesinin özgürlük aleyhine bozulmasına neden oldu ve en temel özgürlüklerin yüksek teknolojik imkânlarla ihlal edilmesini meşrulaştırdı.

Toplumsal bilişim etiği
Toplumsal bilişim etiği sorunları ise, bireylerin “sosyal bir varlık olma” ayrıcalığının sonunun yaklaştığı anlamına geliyor. Bugün için bankacılık, mali hareketlilik, iletişim ve hizmet sunumu bilgi teknolojilerine bağlı iken, eğitimin de internet üzerinden yürütülmesi gittikçe yaygınlaşıyor. İşin eve taşınması olarak nitelenen “ev ofisi sistemi”nin yaygınlaşması da uzak değil. Özel günlerde, arkadaşlarına ve ailesine mail- mesaj yoluyla ulaşan, alışverişini ve harcamalarını, kamu ve özel sektörle ilişkilerini internet üzerinden yapan, eğitimini internet üzerinden alan ve işini evinde yapıp internet üzerinde ana merkeze ulaştıran bireylerin zamanla iş, alışveriş, okul arkadaşlıklarının yerini “mail-arkadaşlığının” alması muhtemel.

Kişi değil, sadece adres
Yüz yüze temasa dayalı ilişkilerin yerini, sanal ilişkilere dayalı antisosyal bir yaşamın alması, insan olmanın tadına varmayı engelleyerek kimliksiz, kişiliksiz ve tek başına kalmış bireyler yaratacaktır. Hatta evine girdiğinde ilk yaptığı eylemi mail-mesaj kutusunu açmak olan baba, internetten yemek tariflerini ve günlük moda bilgilerini takip etmeye çalışan anne ve internetten chat yapan ya da oyun oynayan çocuklardan oluşan bir ailenin bireylerinin, bilgisayarlara birbirlerine ayırdıklarından daha fazla zaman ayırarak, aile içi yabancılaşma sürecinin başlaması da kaçınılmaz. Birey, sosyal alanda tavırları, mimikleri, giyimi ve güler yüzü ya da asık suratı ile tanınan kişilikten, sanal alanda kimliksiz bir “internet adresi” haline geliyor. Birey artık ismi söylendiğinde bazı duygular çağrıştıran derin bir kişilik değil, ihtiyaç duyulduğunda uğranılacak bir “adres”ten ibaret.
Sosyal bilişim etiği sorunlarının bir diğer boyutu da, bilişim yoluyla bireylerin ticari amaçlı reklam yağmuruna maruz kalması. Bu yolla, hem bireyler ihtiyacı olmayan ürünleri almaya zorlanıyor hem de istekleri dışında sürekli olarak ticari propagandanın muhatabı, hatta metası haline geliyor.

Siyasal boyutu
Bilişim etiğinin siyasal boyutuna gelince, bu alanın ulusal ve uluslararası düzlemde değerlendirilmesi gerek. Bilgi teknolojilerinin yaratıcısı devletler, ellerinde yüksek teknolojik imkânlarla bir yandan diğer devletlerin güvenlik sırlarını elde etme olanaklarına sahip olurken diğer yandan da başka toplumları yönlendirme ve bu şekilde oralardaki siyasal ve yönetsel yapıyla oynama imkânına kavuşuyor. Ulusal boyut ise ileri teknoloji ile elde edilen bireysel özel bilgilerin kullanılması ve seçmen tercihlerini yönlendirmek amacıyla “sermayenin mal ve hizmet satmak için” uyguladığı yöntemlerin siyasal pazarlamada kullanılması şeklinde somutlaşıyor.

Sanal toplum
Kısacası, “Bilişim Çağı” olarak nitelenen dönemin, “bir yüzyıllık ilerleme” anlamına gelecek gelişme potansiyeline sahip olduğu iddiasının, ileri teknoloji devrimi çerçevesinde bir açıklaması yapılabilecekse de, bu yüksek teknolojinin maliyeti olarak ortaya çıkan özgürlük ve yabancılaşma sorunlarının göz ardı edilmemesi gerek. 20. yüzyılın başında yaşanan “Sanayi Devrimi”, birçok Batı ülkesini zenginleştirirken, nasıl ki aynı zamanda da insanlarını “makineleştirmişse”, bilgi ve teknoloji devrimi de, insanın dünyasını küçültmeye, kendisine, topluma ve evrensel değerlere yabancılaştırmaya aday. Sanal bir dünyada, sanal bir devlet tarafından yönetilen sanal bir toplumun, sanal ilişkilerle birbirlerine bağlanmış sanal bireyleri çok uzak ve beklenmedik bir kurgu değil.  

ORAL KARAKAYA