Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

Osmangazi kazandırıyor

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Cumhurbaşkanı adayları arasındaki köprü atışması boşuna değil.
Yatırım tutarlarının büyüklüğü kadar, yapıp işleten şirketlere, devletçe sağlanmış garantiler ve süreleri nedeniyle, köprülerin daha çok uzun yıllar memleketin gündeminde olacağını not düşelim.
Ve hatırlayalım: Yap-İşlet-Devret (YİD) yöntemiyle yaptırılan köprülerin AKP için taşıdığı ilk anlam siyasi ömrü uzatmaya hizmet etmesiydi.
Aralarında şehir hastanelerinin de yer aldığı bütün Kamu- Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri gibi, köprüler de “Milletin cebinden beş kuruş çıkmıyor” propagandasıyla sunuldu.
Ne zaman ki YİD sözleşmelerinin dolar/Avro üzerinden bağıtlandığı, devletçe araç trafik garantisi verildiği, kredi borcu ödenemezse Hazine’nin bunları üstleneceği, “geçsen de geçmesen de” döviz üzerinden belirlenmiş fiyatların ödeneceği biraz olsun ortaya çıktı; işin rengi biraz değişti.

400 milyon TL sermaye artırımı
Başlıkta yer alan “kazandırıyor” ifadesi köprüyü kullanan araç sahiplerini, yani vatandaşı değil şirketi ilgilendiriyor.
Osmangazi Köprüsü’nü gerçekleştiren inşaat şirketlerinin ortak kurduğu Otoyol Yatırım ve İşletme AŞ’yi kastediyorum. Otoyol Yatırım ve İşletme AŞ, İzmit Körfez Geçişi ve bağlantı yolları dahil YİD yöntemiyle yapılıp işletilmek üzere, ihalenin ardından 2010’da kuruldu.
(Bütün Kamu Özel İşbirliği projelerinde, YİD sözleşmeleri için “görevli şirket” kurulması gerekiyor.)
Nurol İnşaat, Özaltın İnşaat, Makyol Astaldi ve Göçay şirketlerinin bir araya gelerek kurduğu şirket aradan geçen sekiz yıl içinde önemli mesafe aldı. Bunu da ben değil, Ticaret Sicil kayıtları söylüyor.
Kayıtlara göre 50 milyon TL sermayeyle kurulan şirketin sermayesi, sekiz yılda yaklaşık 84 kat artmış. Geçen nisan ayında yayımlanan son sicil kayıtlarına göre, bir yıl önce 3 milyar 760 milyon TL’ye yükseltilen sermaye, 400 milyon TL artırılarak 4 milyar 180 milyon TL’ye çıkarılmış.
Artırılan 400 milyon TL’nin, sermayeye eklenebilir nitelikteki 339 milyon 750 bin TL’lik kısmı, “geçmiş yıl kârlarından” karşılanmış. Kalan 80 milyon 250 bin TL ise pay sahiplerinin şirketten alacaklarından mahsup edilmiş.
Pay sahiplerinin hisselerine göre yeni sermaye yapısı da şöyle olmuş.
Nurol İnşaat yüzde 26.980, Özaltın yüzde 26.980, Makyol yüzde 26.980, Astaldi yüzde 18.860, Göçay İnşaat yüzde 0.200.

Yatırım tutarı 3 kat arttı
Osmangazi Köprüsü’nü yapıp işleten Otoyol Yatırım ve İşletme AŞ şirketinin sicil kayıtları bize kritik bir bilgi daha sunuyor. Şirketin kurulduğu 2010 yılında, “İzmit Körfez Geçişi ve Bağlantı yolları dahil YİD yöntemiyle yapılıp işletilecek” projenin yatırım bedelinin 10 milyar 51 milyon, 882 bin 674 TL olduğu kayıtlara girmiş.
Bugün 4.5 TL olan dolar kurunun, 2010’da ortalama 1.5 TL olduğunu dikkate alacak olursak, yatırım bedeli bugünün fiyatlarıyla 30 milyar TL’nin üzerine çıkıyor.
Bu hesap da bize geçiş ücretlerinin neden dolar üzerinden belirlendiğini ve neden bütün KÖİ sözleşmelerinin döviz kuru üzerinden imzalandığını da gayet iyi anlatıyor.
Çünkü “milletin cebinden beş kuruş çıkmıyor” denilen bu KÖİ projelerinde, yapan ve işleten şirketlerin, küresel finans kuruluşlarının finansmanına erişebilmesi ancak böyle mümkün olabiliyor.
Düşünün ki, üstelik bu sözleşmelerin büyük bölümü TL’nin görece değerli olduğu yıllarda imzalandı.
Bir doların 1.5 TL ettiği o yıllarda dahi, Batılı kredi kuruluşları, mega proje sözleşmelerine ancak garantilerin döviz üzerinden yazılması koşuluyla kredi sağladılar.
Bu, TL’nin orta vadede karşılaşacağı olası değer kaybına karşı, kendilerini sağlama almanın yolu. Ve bu tutumun bankacılığın doğasında olduğu söylenebilir.
Doğal olmayan, KÖİ sözleşmelerine şirketler ve bankalar lehine garanti ve kira tutarlarını para birimimiz TL üzerinden değil, döviz üzerinden imza atma tercihidir.
Bu tercihin arkasında ise cebimizden beş kuruş çıkmayacağını her fırsatta dile getiren siyasi kadrolar durmaktadır.

Tümü Çiğdem Toker - Son yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018 Paz
O fayansın talimatı kimden? 7 Eylül 2018 Cum
Ulaşıma ulaşım ihalesi 5 Eylül 2018 Çar